Siz siz olun, bir işi ne kadar iyi yaparsanız yapın, tanrılara meydan okumaktan sakının. Bir de dipnot düşelim. Örümcek korkusuna verilen ad olan Araknofobi de adını, kibirli ablamız Arakhne'den almıştır.
Tüm mücevherleri çalınan Sophia Loren, perişan halde ağlarken, efsane yönetmen Vittorio de Sica yanına gelir ve, “Sophia, gözyaşlarını boşa harcama. Biz yoksulluk içinde doğmuş iki Napoliliyiz. Para gelir ve gider. Senin için ağlayamayan bir şey için asla ağlama” der. “Senin için ağlayamayan bir şey için asla ağlama,” tüm zamanların en efsane yönetmenlerinden De Sica’nın bu sözü, daha sonra deyim hâline gelir. Baş edemediğin, içinden çıkılmaz bir sorunla karşılaştığında kullanılır. (Non piangere mai per qualcosa che non possa piangere per te)
Hayvanların isimleri yoktur, onlar kendilerine isim koymazlar çünkü ne olduklarını bilirler. İnsanların isimleri vardır, çünkü onlar kim olduklarını bilmezler. Kendilerini ve etraflarında var olanları tanımlayıp anlayabilmek için kendi uydurdukları kelimelere ihtiyaç duyarlar... Hayvanlara da aynı sebeple isimler uydururlar, yoksa ne kedinin kendisine kedi denmesine ne de köpeğin kendisine köpek denmesine ihtiyacı vardır. Hatta bazen abartıp onlara özel isimler dahi koyarlar, Kedi Duman, Köpek Cesur gibi. Bu da içinde bulunduğumuz derin yalnızlığın bir tür dışa vurumudur...
Yazılarımı okuttuğum her erkek, üslubumu değiştirmeyi denedi. Erkek gibi yazmak ilgimi çekmiyor. Kadın gibi yazmak istiyorum. Kelimeleri bulmak için kıyıdan uzakta dalmalıyım... Yalanlar denizine.