“Yukarılarda, dairemizin bulunduğu 7. kata bakıyorum. Bizim pencerede biri var. Melike… Her kritik olayda böyle pencerelerde bekler beni. Ona nasıl görünüyorum acaba? Uğradığı düş kırıklığı adımlarına yansıyan sünepe bir adam… Yok canım, Melike’nin gözünde ben hep güçlü bir erkek olmuşumdur. Ama belki de güçsüz, bitkin halimi seviyordur. Böylece, bana daha yakın oluyor, yardım etme fırsatı buluyor. Şevkat, özveri hep ağır basmıştır Melike’de…”
“Daha önceki kavgalarımız da böyle olurdu; her seferinde Sevim gözyaşlarını tutamaz, ben de onun yüzünü ellerimle kurular, sonra da tutkulu bir sevişmeyle barışırdık.”
“Doğrusunu söylemek gerekirse askerler biz sivillerden daha çok düşkün oluyorlar bahçeye çiçeğe, demiştim. En kurak kente gitsen bile kışlalar hep yeşildir, mutlaka ağaç dikerler.”
“Ama mesai saatleri içinde zorunlu işlerini bile büyük bir sıkıntıyla yapan, yüksek tavanlı, soğuk odalarda unutulmuş küçük memurlardan farkımız kalmadığını gördükçe, inandığım pek çok şeyin doğru olmadığını daha iyi anlıyorum.”