burak özsoy

burak özsoy
@burak37389
(bir düşünceyi alıntılamam ona katıldığım anlamına gelmez)
Değinilmesi gereken bir nokta da, özellikle son yıllarda daha belirginle­ şen bir kaygıya ilişkindir. Günümüzde hemen her ülkede bilim adamlarının "savunma" adı altında yürütülen savaş teknolojisinde görev alması, politik ya da ideolojik emellere dolaylı da olsa hizmet sağlaması ahlak açısından sorgu­ lanan bir olaya dönüşmüştür. Bilimsel bilginin doğal dengelerin yıkımına yol açan çıkara yönelik amaçlarla kullanılmasına katkıda bulunması şöyle dursun, seyirci kalması bile bilim adamı için bağışlanabilir bir davranış mıdır? Bilime karşı günümüzde giderek kendini daha fazla duyurmaya yüz tutan güvensizlik duygusunun oluşumunda bilim adamının bir ölçüde de olsa sorumluluğu yok mudur? Gerçi bu soruların da bilim felsefesinden çok ahlak felsefesini ilgilen­ dirdiği söylenebilir. Doğrudur; ne var ki, öyle bir gelişmenin bilim felsefesini etkileyemeyeceğini söyleyemeyiz.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bilim felsefesi nedir? Bu soruya kısa ve kesin bir yanıt vermek güçtür; ama bir ilk belirleme olarak bilim felsefesini, bilimi anlamaya yönelik felsefi bir çalışma diye niteleyebiliriz. Genel terimlerle dile getirdiğimiz bu nitelemeyi da­ ha belirgin kılmak için öncelikle bilim ile felsefeden ne anladığımızı kısaca, be­ lirtmemiz gerekir. Bilim, inceleme konusu olguları açıklayıcı hipotez veya ku­ ramlar oluşturma, bunların doğruluk değerini gözlemsel verilere giderek yokla­ ma sürecidir. Felsefenin işlevi ise değişiktir. Felsefe, hiç değilse çağdaş anla­ mıyla, ne olguları anlamaya ne de bilgi üretmeye yönelik bir etkinliktir. Felsefe çeşitli yollardan edindiğimiz tüm deneyim ve bilgilerimizi anlam açısından çözümleme, kendi içinde tutarlı bir anlayış kurma çabasıdır. Öyleyse, bilim felsefesi bilimsel bir çalışma değil, bilimi düşünsel bir etkinlik olarak açıklığa kavuşturma, anlamlı kılma girişimidir. Başka bir deyişle, bilim felsefesi bilimin kavramsal yapısını, olguları betimleme, öndeme ve açıklama yöntemini, doğruluk savlarına ilişkin ölçütleri irdeleme; bilim ile "sözde-bilim" diye bilinen astroloji, parapsikoloji gibi çalışmalar arasındaki temel farkı belirleme etkinliğidir.
Ne var ki, bilimin gelişmesinde kültürel ortamın önemi yadsınamaz. Her şeyden önce, kültürün doğayı anlamaya yönelik, yeni arayışlara açık olması, düşüncenin dinsel ya da siyasal ideolojik öğretilerin buyruğunda tutulmaması gerekir. Özgür tartışmaya, ussal eleştiriye kapalı bir kültür ortamında bilimsel arayışa olanak yoktur. Nitekim Avrupa'da gerçek anlamda bilimsel araştırma, Ortaçağ teolojisinin Rönesans'la başlayan saygınlık kaybıyla olanak kazanmış­ tır.Bunun ters yönde oluşan bir başka örneğini de İslam dünyasında gör­ mekteyiz: 12. Yüzyıla gelinceye dek İran, Irak ve Mısır'da parlak gelişme ortamı bulan bilim, Gazali'nin felsefeyi, dolayısıyla özgür düşünceyi, tümüyle yok etmeye yönelik ortaya koyduğu bağnaz tutumun egemenlik kazanmasıyla sönmeye yüz tutar, çok geçmeden İslam ülkeleri bugün de içinden çıkamadık­ ları Ortaçağ karanlığına gömülür. Bilimin tekdüze bağnaz ideolojiler altında nasıl kısır bir konuma düştüğünü, çağımızda tanık olduğumuz totaliter yöne­ tim deneyleri de göstermiştir. Günümüzde ülkemizin de giderek büyüyen kök- tendinci bir ideolojinin tehdidi altına girdiği görülmektedir. Goethe, "Hiçbir şey eyleme geçen cehalet kadar korkunç olamaz" demişti. Toplumumuzu öyle bir tehlikenin baskısı altına düşmekten kurtarmanın en temel ve kalıcı önlemi özgür düşünce ve inanç ortamını hızla geliştirmektir. Bu ise en başta bilimsel anlayışın kültürümüzle kaynaşması, öncelikle aydın ve yönetici kesimlerin davranışlarına sindirilmesiyle olanak kazanır. Karanlığa karşı tek silah aydınlıktır.
bilim bazı yönleriyle oldukça soyut, uzmanlık bilgisi gerektiren üst dü­ zey düşünsel-deneysel bir çalışmadır. Ne var ki, tümüyle bakıldığında bu gö­ rüntü yanıltıcıdır; pek çok kimsenin sanısının tersine, bilim, kitlelerin iyi bir eğitimle bile erişemeyeceği, anlaşılması güç, sağduyuya yabancı bir etkinlik değildir. Einstein gibi kimi seçkin bilim adamlarının da belirtmekten geri kal­ madıkları gibi, bilimsel düşünme hepimizin paylaştığı günlük düşünmenin da­ ha düzenli, tutarlı ve eleştirel bir uzantısından başka bir şey değildir. Kaldı ki, bilimi anlamak çoğu kez teknik bir dille ortaya konan sonuçlarını öğrenmek demek değildir. Önemli olan bilimi entelektüel bir etkinlik, problemleri algıla­ ma ve çözme girişiminde ussal ve nesnel bir yaklaşım olarak değerlendirebil­ mektir. Bilim bir bilgi yığını olmaktan çok tartışmaya açık bir "deneme- yanılma-yanılgıyı ayıklama" yöntemidir.
Din, sanat, felsefe, hukuk gibi etkinliklerle karşılaştırıldığında bilimin kül­ tür yaşamına katılımı oldukça yeni bir olgudur. Dahası, Batı kültürü dışında henüz pek az kültürün bilimi yeterince özümsediği söylenebilir. Kaldı ki, bir­ çok kültürde bilime karşı açık ya da üstü örtük tepkiler olduğunu, kimi kül­ türlerin de bilime nerdeyse tümüyle yabancı kaldığını biliyoruz. Oysa sağlıklı bir kültür ortamı, değişik kültürel etkinliklerin birbirleriyle uyumuna, olumlu etkileşimine bağlıdır. Bir toplumda bir yandan otomobilden cep telefonuna, yazarkasadan bilgisayara teknolojinin ürünü tüm modern araçlar yaygınlık kazanırken, öte yandan giderek artan sayıda "eğitimli" kişilerin büyücülere, falcılara, tarikat şeyhlerine koşması, üzerinde durulacak bir olaydır. Çağdaş­ laşma yolunda hiçbir toplum, bilimin, nesnel, ussal ve eleştirel yaklaşımına ters düşen birtakım dogma, saplantı ve alışkanlıklara bağlı kalarak ilerleye­ mez. Bilimi sürgit dışlamaya olanak olmadığına göre, toplumların tek sağlıklı seçeneği yerleşik inanç ve davranışlarını gözden geçirmeye, geleneksel tu­ tum ve kurumlarını bilimsel anlayışla bağdaşır biçimde yeniden düzenlemeye yönelmektir. Bilimsel buluşların hızla değiştirdiği bir dünyada geçmişin artık geçersiz olduğu bilinen inanç ve davranış kalıpları içinde kalmak, bir kültür çatlaklığına, dolayısıyla toplumsal şizofreniye düşmek demektir. Bunun bir toplum için ne demek olduğunu köktendincilerin hareketinde; Cezayir, Mı­ sır, Endonezya, vb. İslam ülkelerinde yaşanan olaylarda görmekteyiz. Düşün­ cede reform kaçınılmazdır; çağdaş dünyaya uyum teknolojik araçların kulla­ nımını aşan, eleştiriye açık daha esnek ve ussal bir yaklaşıma girmeyi gerek­ tirir. Bu ise ancak bilimin düşünsel bir yöntem olarak kavranması, özümsenmesiyle olasıdır.