Din, sanat, felsefe, hukuk gibi etkinliklerle karşılaştırıldığında bilimin kül tür yaşamına katılımı oldukça yeni bir olgudur. Dahası, Batı kültürü dışında henüz pek az kültürün bilimi yeterince özümsediği söylenebilir. Kaldı ki, bir çok kültürde bilime karşı açık ya da üstü örtük tepkiler olduğunu, kimi kül türlerin de bilime nerdeyse tümüyle yabancı kaldığını biliyoruz. Oysa sağlıklı bir kültür ortamı, değişik kültürel etkinliklerin birbirleriyle uyumuna, olumlu etkileşimine bağlıdır. Bir toplumda bir yandan otomobilden cep telefonuna, yazarkasadan bilgisayara teknolojinin ürünü tüm modern araçlar yaygınlık kazanırken, öte yandan giderek artan sayıda "eğitimli" kişilerin büyücülere, falcılara, tarikat şeyhlerine koşması, üzerinde durulacak bir olaydır. Çağdaş laşma yolunda hiçbir toplum, bilimin, nesnel, ussal ve eleştirel yaklaşımına ters düşen birtakım dogma, saplantı ve alışkanlıklara bağlı kalarak ilerleye mez. Bilimi sürgit dışlamaya olanak olmadığına göre, toplumların tek sağlıklı
seçeneği yerleşik inanç ve davranışlarını gözden geçirmeye, geleneksel tu tum ve kurumlarını bilimsel anlayışla bağdaşır biçimde yeniden düzenlemeye yönelmektir. Bilimsel buluşların hızla değiştirdiği bir dünyada geçmişin artık geçersiz olduğu bilinen inanç ve davranış kalıpları içinde kalmak, bir kültür çatlaklığına, dolayısıyla toplumsal şizofreniye düşmek demektir. Bunun bir toplum için ne demek olduğunu köktendincilerin hareketinde; Cezayir, Mı sır, Endonezya, vb. İslam ülkelerinde yaşanan olaylarda görmekteyiz. Düşün cede reform kaçınılmazdır; çağdaş dünyaya uyum teknolojik araçların kulla nımını aşan, eleştiriye açık daha esnek ve ussal bir yaklaşıma girmeyi gerek tirir. Bu ise ancak bilimin düşünsel bir yöntem olarak kavranması, özümsenmesiyle olasıdır.