Ah! Madem masala ihtiyaç var, bari bu masallar gerçeğin temsili olsa. Filozofların masallarını seviyorum çocuklarınkine gülüyorum. Fakat sahtekarların anlattığı masallardan nefret ediyorum.
Fakat en nihayetinde insan ruhuna dair bu öyküler onlara kendi sefaletlerini unutturuyor, evrenin dört bir yanına yayılan bunca felaket tuhaf bir sihirle kendi acılarını dindiriyordu. Herkes acı çekerken yakınmaya cesaret edemiyorlardı.
“Elveda, Dağaltı’nın Kralı!” dedi. “Böyle bitecekse, bu acı bir serüven oldu ve bir dağ dolusu altın bile onu telafi edemez. Yine de tehlikelerinizi paylaştığıma memnunum –bu herhangi bir Baggins’in hak ettiğinden fazlasıdır.” “Hayır!” dedi. “Senin içinde bildiğinden fazla iyilik var, sevecen Batı’nın evladı. Tam gereken miktarda, biraz cesaret, biraz da bilgelik. Daha çoğumuz yemeğe, neşeye ve şarkıya saklanan altınlardan daha fazla değer verse idi, dünya daha neşeli olurdu. Ama kederli de olsa, neşeli de, şimdi bu dünyadan ayrılmalıyım. Elveda!” Sonra Bilbo arkasını döndü, tek başına gidip bir battaniyeye sarılarak oturdu ve ister inanın, ister inanmayın, gözleri kızarana ve sesi kısılana kadar ağladı. İyi kalpli, küçük bir candı o.