Sanatçı mutlak hakikate galip gelmek için uğraşıp didinen bir varlıktır. Sanatçı bu hakikate karşı, kusursuz ve bütün bir şey yarattığı her sanat eserinde galip gelir.
Birisine mutlu olma fırsatı verilir fakat o bunu kullanmaktan korkar, çünkü mutluluk onun düşüncesine göre imkânsızdır. Ancak deliler mutlu olabilirler. Her nasılsa şartlar bir gün kahramanımızı bu firsatı kullanmaya ikna eder ve mucize bu ya, mutlu olur.
Ve delirir. Yalnızca deli olmakla kalmayıp normal insanların bilmediği ve giremeyeceği bir dünyayla da birtakım görünmez bağlar içinde yaşayan deliler safına katılır o da.
Dostoyevski mum ışığında okurmuş. Lamba sevmezmiş. Çalşırken çok sigara içip arada sırada da koyu demli çay içermiş. Karamazov'un yaşadığı Staraya Rusya kentinden başlayan ve monotonlukla devam eden bir hayat. En sevdiği renk, denizin dalgaları. Kadın kahramanları hep o renkte giysiler giyer.
Burada söz konusu olan, birtakım özel avantajların sağlanması değil, halkımızın, sanatımızın varlığını sürdürme meselesi: Sanatın çöküşü gözle görünen bir gerçekse eğer -ki öyle- ve eğer sanat bir halkın ruhunu temsil ediyorsa, o zaman bizim milletimiz, bizim ülkemiz can çekişiyor demektir.