Burak Yıldız

Emanuel Karaso, Birinci Dünya Savaşı'na sokulan Osmanlı ordusunun iaşe müfettişliğini kapmış ve bu işten yüklü bir servet kazanmıştı. Bir İtalyan araştırmacının verdiği bilgilere bakılırsa, bu görev tam kuzunun kurda teslim edilmesi meselini andırmıştır. Karaso, halka dağıtılması gereken malları iç etmiş ve 2 milyon liradan fazla bir meblağı cebine indirmiştir. Oysa bu sırada "çok sayıda yoksul açlıktan ya da küflenmiş ekmeklerin yol açtığı hastalıklardan ölüyordu." Ancak savaş suçlularının yargılanacağı belli olunca, o da diğer vatan kurtaran aslanlarımız gibi yurt dışında alacaktı soluğu. 1919'da Italya'ya kaçtı ve orada, kazandığı serveti ölünceye kadar harcadı. Sonradan anlaşıldı ki, Karaso İtalyan vatandaşıymış! Mazzini'nin büyük planı, belki de bir tek yerde, Osmanlı'da başarılı olmuştu.
Sayfa 155 - Ketebe Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Reklam
Zamanın Ingiltere Büyükelçisi Lord Stratford Canning bir gün saraya geldiği zaman babasi Sultan Abdülmecid, saygılı bir şehzade olduğunu göstermek üzere Abdülhamid'den Büyükelçi amcanın elini öpmesini ister. Ne var ki, Abdülhamid, babasının bütün ısrarına rağmen zamanın süper gücü olan İngiltere'nin kurt diplomatının elini öpmeye yanaşmaz. Bu olay, İngilizlere güvenmeme şeklinde ortaya çıkacak olan müstakbel siyasetinin ilk işaretini vermesi bakımından çok önemlidir.
Sayfa 57 - Ketebe Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Nitekim fuarda İslam'ın sembolü olan bir caminin yanı sıra Osmanlı ürünlerinin satıldığı bir kapalı çarşı maketinin yapılmasını istemiştir. Mevlevi dervişlerinin sema gösterisi teklifine de, camide namaz kılan Müslüman konu mankenleri "sergilenmesi" teklifine de kesin olarak karşı çıkmıştır. Cami, kimlik göstergesi olarak bulunmalıdır ama Osmanlılar sadece seyirlik bir nesne değil, harıl harıl çalışıp üreten kanlı canlı birer özne olarak gösterilmelidir Sultanın mantığına göre. Böylece Sultan II. Abdülhamid'in 1893'lerde Mevlevilerin Amerikalı müşterilerine sema gösterisi yapması teklifi karşısında gösterdiği şuurlu direniş, 2017 Türkiye'sinde bile anlaşılmayan bir tavırdır ve 5 yıldızlı otellerimizin veya Sultanahmet'teki kafelerin bile meydana sözde Mevlevi diye birer rakkas çıkarıp beyaz kostümleri içerisinde döndürüp turist gönülleri eğlendirmesi olgusunu bu tavrın ışığında yeniden düşünmek zorundayızdır. Velhasıl onun ufkuna henüz ulaşamadığımızın bir nevi itirafıdır bu yanık satırlar...
Sayfa 56 - Ketebe Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
31 Mart'tan sonra Yıldız Sarayı'ndan çıkan dost jurnallerini yakmışlardı Beyazıt Meydam'nda. Şimdi de, hep beraber yurt dışına kaçarken, kalan belgeleri çantalar içerismde yanlarında götürüyorlardı... Geride hiçbir iz bırakılmaması lazımdı çünkü... Peki alınları açık olsa, neden gerek duysunlardı ki, bu acemice tedbire? Divan-ı Harb'de yargılanmayı talep etmek için ille de Sultan Abdülhamid Han gibi mangal yürekli olmak mı gerekiyordu? Kaldı ki, kendisi istediği halde, başlarma iş açmamak için yargılanmasına izin vermeyenler, bizzat Jön Türklerimiz değil miydi? Onun "neler" bildiğini hepsi de pekala biliyorlardı çünkü. Sultan Hamid'in yargılanma arzusunu hatıralarında bize aktaran başbakanlanmızdan Fethi Okyar da biliyordu kuşkusuz.
Sayfa 24 - Ketebe Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Söz Murat Han'dan açılınca aklıma geldi. Bağdat seferi esnasında Hint Müslümanları ona fil kulağında bir kalkan getirirler ki, onun asla delinemeyeceğine ve kesilemeyeceğine inanırlar. 4. Murat söz konusu kalkanı önce okla sonra kargıyla deler ve çıkarır kılıcını ince ince dilimler. Ama Padişah gönüllerini hoş eder. Kalkanın içine altın doldurarak iade eder onlara. Türk yayları maksada göre hazırlanır ve tirkeş, menzil yayı, pişrev, kapade ve puta gibi isimler alır. Okların ise uzun yeleklisi, çelik temrenlisi, deliklisi vardır. Bazısı ıslık çalar, bazıları testere gibi tırtıklıdır. Dumdum denilen oklar ise düştüğü yerde parlar, çadırları, yelkenleri tutuştururlar. Devlet-i ALFde körpe çam dallannı kesemezsiniz. Ancak camcı denilen müfrezeler ok olabilecek dalları budarlar. Boyları takriben bir metre olan dallar uzun süre saklanır, ki içlerinde 50 yıllık olanlar vardır. Oka yön veren yeleler kaz, karabatak, kartal tüylerinden yapılır, hatta gülhanede sırf bu maksatla kuğu beslenir. 13. yüzyıl Hind şairi Fahr-i Müdebbir: "Türk binicidir, diğerleri yüktür Ok akkavaktır, diğerleri çöptür!" der.
Sayfa 39 - Cümle Yayınevi·Kitabı okuyacak
Reklam