Uzun bir aradan sonra ilk defa buradayım. Arada bir yokluyor olmama rağmen hiç tanınmamışçasına yeniden yazıyorum.
Bu inceleme okunur mu bilmem, kimlere ulaşacağını da bilemem. Hatta belki hiç okunmayacak ve bir köşede kalacak. Neyse canım, en azından arada kendi yazdığım şeyleri okursam zihnim kitapla ilgili bilgileri taze tutar herhalde.
Okuduğum 12. polisiye romanım. Ama "zirvedeki tek roman" demek yanlış olmaz. Çünkü evet, benim için "zirvedeki tek roman". Üzgünüm sevgili Tess Gerritsen, ama sevgili Robert seni tahtından etti.
Tess Gerritsen'e ait 9 seriyle ilgili roman, 1 tane de seriden bağımsız roman okudum. Hiçbir zaman kafamı bir yazara böylesine takmadım. Ama bir süre sonra okuduğum kitapların karpuz çekirdeğinin o yersiz tadı vermeye başladığını hissettim. Yeni soluklara ihtiyacım vardı. Gece uyumadan önce zihnimi rahatsız edecek yeni kurgulara ihtiyacım vardı. Yatmadan önce korkmamı sağlayarak bundan tuhaf bir haz almamı sağlayacak yeni bir kitaba...
Buldum da... Dün otobüs yolculuğu sırasında hazır kalabalık da varken korkmadan okumayı düşünebileceğim GECE AVI ile karşılaştım. Ve az önce bitirme şerefine de nail oldum.
Erika Foster -yalnız dikkatinizi çekerim c ile değil k ile yazılıyor- başmüfettişimiz. Girdiği bir operasyondan sonra kocasını ve dört meslektaşını yitirmiş yaralı bir polis. Lakin bunu iş hayatında bir şekilde kamufle etmeyi başarabiliyor. Tek sorun sabahları uyanınca aradan iki sene geçmesine rağmen ölen kocasınım varlığını yanında hissetmek istemesi. Eh, ölümlü kalımlı dünya...
Dört tane maktül, bir katil. Katil, gerçekten katil mi acaba ? Bu ne saçma bir soru diyebilirsiniz ama bu soruyu yöneltmek de fayda var.
"Seri katiller"in bazılarının cinsel sapkınlığı olabiliyor, inandığı dini mitolojik ögelerden etkilenebiliyor, şeytana