Burçin Açıksöz

Burçin Açıksöz
@burcin_ogretmenlee
Öğretmen
Türk Halk Bilimi YL
41 okur puanı
Temmuz 2017 tarihinde katıldı
Günler birbirine karışıyor hapiste. Sabahın ilk ışığıyla uyanıyor, akşamın kasvetiyle yatıyorlar. Zaman, sanki bir noktada donmuş gibi; ne ileri gidiyor ne de geri. Koğuşun duvarları yalnızca bedenlerini değil hafızalarını da tutsak etmiş. Anıları birer cellat olmuş peşlerine düşüyor, onları geçmişin kuytularında boğuyor. Adına adalet dedikleri zulüm, cezayla değil, insanın kendi ruhuna vurduğu zincirle tamamlanıyor belki de. Her birinin hikayesi, bir diğerinin acısını büyütüyor; hepsi görünmez iplerle birbirine bağlanmış. Bu karanlık labirentte, yaraları birbirine değdikçe bir bağ kuruyorlar. Zaman, hüzünle akıp gidiyor belki ama o hüzünlerin arasında filizlenen dostluklar, onlara özgürlüğün kıvılcımlarını sunuyor. Ve bir gün “hayalhane”leri yeterince genişlediğinde, birbirlerinin düşlerini de kucaklayarak yeniden insan olma yolunda yürüyebilecekler. Betonun soğukluğu, demirin sertliği bile bu gerçeği değiştiremez: İnsan, hayalleriyle ve bir diğerine uzattığı elle var oluyor.
Sayfa 42·Kitabı okudu
Reklam
Puan vermedi·192 syf.·
2026 1. kitabı
Zülfü Livaneli
6.8/10 · 18bin okunma
Belki eskiden de berbat bir yerdi dünya, belki eskiden de bu kadar bencil, bu kadar acımasız, bu kadar aptal, bu kadar cahildi insanlar ama bu kadar cüretkâr değillerdi. İnanmasalar bile bilgiye kıymet veriyorlardı, vicdanlı olmanın öneminden bahsediyorlardı, merhametli olmak gerekir diyorlardı. Haklı olmanın, adil olmanın, fedakâr olmanın bir anlamı, bir değeri vardı. Oysa şimdi insanlık barbarlık dönemine geri dönmüştü. En kıymetli şey güçtü, güce sahip olmaktı. İster zenginlikle, ister siyasetle, ister dinle, ister futbolla, ister çalarak, ister uyuşturucu satarak, isterse öldürerek elde edilmiş olsun hiç fark etmez, güce sahipsen bütün kapılar sana açılıyordu. Üstelik kimse de bu saltanatı, bu kudreti, bu zenginliği nasıl elde ettin diye sormuyordu. Çünkü gücün pazarlayıcısı cehalet olmuştu, onun kıymetli hale getiren ise ahlaksızlıktı. Cehalet bütün kötülüklerin temeliydi. Ahlaksızlık, hırsızlık, yolsuzluk, zalimlik aklınıza ne gelirse cehaletin üzerinde yükseliyordu. Eskiden cahillik utanılacak bir şeyken, şimdi halkın otantik bir kimliğiymiş gibi sunuluyordu. Bilgili olmak adeta bir suça dönüştürülmüştü, cahillik ise artık milli kimliğimiz olarak alkışlanıyordu. Bu da hayatı öldürüyordu işte. Yaşamanın manasını elimizden alıyordu. Toplumun, ailenin, arkadaşlığın, aşkın, sevginin, hepsinin içini boşaltıyordu. Alıştığımız dünya, alıştığımız ülke, alıştığımız hayat kayıp gidiyordu avuçlarımızın arasından. İşin kötüsü herkes, hepimiz şikayetçi olmamıza rağmen elimizden hiçbir şey gelmiyordu.
Sayfa 186
Depresyon insanın aklının başında olmaması değil ki zaten. Aklının bitkin düşmesi, düşünecek gücü kendinde bulamaması, konuşacak takati olmaması, umut etmekten yorulması, iyimserlik denen o duyguyu tümüyle kaybetmesi. Unutmanın depresyona girmeniz ile bir ilgisi yok. Unutmanın tedaviyle ilgisi var. Depresyondan kurtulmak için unutman gerekir. Ama bazen unutkanlık uzun sürer.
Sayfa 53
Çünkü cinayet işlemenin belli bir saati yoktu, çünkü katiller, öldürmek için bizim mesaiye başlamamızı beklemezlerdi, çünkü vahşet zamansızdı.
Sayfa 11