Lüzumsuz bir çırpınış. Kaçıp gitmiş umutlar. Ölmüş saatler. Onu sevmiştim, çok, bir insan bir başkasını bu dünyada böyle nadir severdi. Sana iyi gelmeyeni nasıl seversin? Sokakta mı buldun kendini? Bu nasıl bir inattı böyle?
Başlayıp biten aşklar, terk edişler, mutsuzluklar... Annelik halleri, yalnızlıklar, çaresizlikler... Kitapta okuduğumuz şeylerden ve arka kapakta yazanlardan bazıları. Yazar bunları bir bir irdelemiş, okurkenki samimi diliyle kitabın nasıl bittiğini anlamayacağınız şekilde. Bir solukta okuyacağınız ama çok şeye dokunduğunu hissedeceğiniz bir kitap. Bazı yerlerdeki şiirsel söylemler kitaba zenginlik ve okuma zevki katarken duygularınıza dokunuyor. Okurken bu kadar hayatın içinden hikayeler okuyacağımı düşünmemiştim.
Ancak kitaptaki olayların devamını merak ettiğimi ve bir yarım kalmışlıkla bitmiş gibi eksikliğini hissettiğimi ama bunun kitapta bana göre tek eksi taraf olduğunu da söylemeliyim.
Melisa Kesmez'den okuduğum ilk kitap oldu ve devamının geleceğine inanıyorum. Okumayı düşünenlere tavsiye edebileceğim bir kitap.
İnsanla insanı bağlayan yegane şey sevmekten başkası değildi; ne olursa olsun, bir insanı eskimeyen, durduğu yerde kıymetlenen, olanı biten unutturan bir sevgiyle sevebilmek varabileceğin en üst mertebesiydi bu işlerin.
Yaşanmamış, bozulmamış, en yoğun haliyle bir gün öylece geride bırakılmış, hiç eskimemiş, sadece hayal edilmiş bir aşk... Yaşansaydı, sonuna kadar gidilseydi nasıl olurdu? Bizimki gibi ilk esintide yıkılır gider miydi bir gecede? Ya da bir mum gibi yanıp yanıp kendi kendine mi sönerdi bir gün? Tükenseydi, yaşlansaydı, yıpransaydı nasıl olurdu?