Böyle zamanlarda tarif edilmez bir hasret onları birbirine çekerdi.Etraflarına yabancı olduklarını hissettikleri nispette birbirlerini ararlar,bu kısa müddet esnasında içlerinde günlerce anlatmakla bitmeyecek şeylerin toplanıp biriktiğini sanırlardı.Halbuki ilk fırsatta birbirlerini arayıp bulunca ikisi de eski sükûtlarında devam ederler,yan yana oturarak veya ağaçların altında dolaşarak beraberliklerinin tarif edilmez saadetini duyarlardı.
Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı,gene aynı şekilde,fakat her şeyden habersiz yaşayıp gidecektim.Sen bana,dünyada başka türlü bir hayatın da mevcut olduğunu,benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin.
Bu yaşıma kadar mevcudiyetinden bile haberim olmayan bir insanın vücudu birdenbire benim için nasıl bir ihtiyaç olabilirdi? Fakat bu hep böyle değil midir? Birçok şeylere ihtiyacımızı ancak onları görüp tanıdıktan sonra keşfetmez miyiz? Ben de,o zamana kadarki hayatımın boşluğunu,gayesizliğini sırf böyle bir insandan mahrum oluşumda bulmaya başlamıştım.
İnsanların birbirlerini aramaları,bulmaları ve birbirlerininin içini seyretmeleri için konuşmanın neden muhakkak surette lazım olmadığını,neden bazı şairlerin boyuna,tabiatın güzelliği karşısında yanlarında konuşmadan gidecek birini aradıklarını anladım.Yanımda ağzını açmadan yürüyen,karşımda ses çıkarmadan çalışan bu adamdan,ne öğrendiğimi iyice bilmediğim halde,bana senelerce ders veren birinden öğrenebileceğimden çok daha fazla şeyler öğrendiğime eminim.