Nihayet 30 Ağustos. Başkomutan otomobiline biniyor. Şimdi Zafertepe diye anılan yere doğru inmek emrini veriyor. Birinci Ordu Komutanı Nureddin Paşa: "Paşam ateş hattına iniyorsunuz" diyor. Cevap veriyor: "Zatı Devletiniz burada kalınız!" Yoluna devam ediyor. Düşmanın top ateşi altında bulunan bir yere geliyor; oradan dürbünle düşmanın asıl kuvvetlerinin bulunduğu yerlere doğru ilerlemekte olan piyade birliklerimizin hareketini takip ediyor.Birdenbire, "Allah, Allah" sesleri yükseliyor. Askerlerimizin süngüleri batmak üzere bulunan güneşin kızıl ışıkları altında alev alev yanmaktadır; ölümü hiçe sayan kahramanlarımız, düşmanın üzerine ateşten bir çığ gibi iniyor.Bu anda Büyük Komutan elindeki sigarayı atıyor; ayağa kalkıyor. Siper içinde dimdik duruyor. Bu, çok sevdiği, üzerlerine titrediği askerlerine karşı bir saygı duruşudur, gözleri nemlenmiştir. Eliyle muharebe alanını göstererek bağınıyor: "Hacı Anesti, (Yunan Ordusu Başkomutanı) mağrur kumandan! Neredesin, gel de ordularını kurtar!" Ertesi gün, sabahın erken saatlerinde muharebe alanını dolaşıyor. Manzara çok hazindir; binlerce düşman cesedi. Birbirinin üzerine yıkılmış yüzlerce topçu hayvanı. Terk edilmiş toplar; cephaneler...Asil ruhlu Büyük İnsan müteessir oluyor; "Bu manzara insanlığı utandırabilir, fakat meşru müdafaamız için buna mecbur olduk. Türkler, başka milletlerin vatanında böyle bir harekete teşebbüs etmezler." diyor.Biraz ileride, topların arasında yerde bir Yunan bayrağı görüyor: eliyle işaret ederek emrediyor: "Bir milletin istiklal alametidir. Düşmanın da olsa ona hürmet etmek lazımdır: Bayrağı yerden kaldırıp topun üzerine koyunuz."