Burcu

Atatürk Bursa'ya bir akşamüstü gelmiş, köşke çıkıncaya kadar hava iyice kararmıştı: tabii bu durumda kendisi, bizim pek münasip ve isabetli bulduğumuz muhafaza tertibinin farkına varmamıştı. Ancak ertesi gün, şehre inişinde vaziyeti, yani, yolun süngülü nöbetçilerle sarıldığını görmüştü.Köşke dönüşünde beni çağırmış. Gittim, ayaktaydı, kırgın ve kızgın görünüyordu. Yüzüme dikkatle bakarak sordu: "Yoldaki hal nedir?" Birdenbire şaşırmıştım, cevap veremedim: sözüne devam etti: "Sen olsan ve buraya gelip benimle görüşmek istesen iki yanı süngülü askerlerle tutulmuş bir yoldan geçmek hoşuna gider miydi?" Kekeledim: "Efendim, bu tedbir yalnız siz geçerken alınıyor." "Nasıl olursa olsun iyi bir şey değil. Esasen buna lüzum da yoktur; bir daha yapılmamalıdır; hatta kapıdaki resmi elbiseli polisleri de istemem. Lazımsa onların yerine siviller kullanırsınız. Hiç unutmayın; alınacak koruma tedbirleri halkı hiçbir suretle ürkütmeyecek ve rencide etmeyecek şekilde olmalıdır" emrini verdi.
Sayfa 69 - Yapı Kredi Yayınları, 11.Baskı, Şubat 2022·Kitabı okudu
Tarih
Reklam
"...Yalnız işaret etmek istediğim manayı, kısa bir misal ile açıklayacağım. Yeryüzünde üç yüz milyonu aşan Müslüman vardır; bunlar, ana, baba ve hocalarından terbiye ve ahlak dersi almaktadırlar: fakat esefle görülen gerçek olay şudur ki, bu yüz milyonlarca insan toplulukları şunun veya bunun esaret ve zillet zincirleri altındadır. Aldıkları manevi terbiye ve ahlak onlara bu esirlik zincirlerini kırabilecek insanlık meziyetini verememiştir, veremiyor, çünkü terbiyenin hedefleri milli değildir. Efendiler; milli terbiyenin ne demek olduğunu bilmekte artık bir gûna karışıklığa yer vermemelidir. Milli terbiye esas olduktan sonra da onun dilini, usulünü, vasıtalarını da milli yapmak, münakaşası kabil olmayan bir zaruret olur. Genç dimağları milli terbiye ile geliştirmeye ve yükseltmeye çalışırken bir yandan da onları; paslandırıcı, uyuşturucu, hayali birtakım fazla şeylerle doldurmaktan dikkatle çekinmek lazımdır. Efendiler, genç neslin dimağları yorulmadan her şeyi kavramaya elverişli bir halde gerçeklerle bezenmelidir."
Sayfa 66 - Yapı Kredi Yayınları, 11.Baskı, Şubat 2022·Kitabı okudu
Tarih
Başka bir gün, çocuk terbiyesinden konuşuyorduk, bu konudaki mütalâalarını şöyle izah ettiydi: "Çoğu ailelerin ötedenberi çok kötü bir alışkanlıkları var: çocuklarını söyletmez ve dinlemezler. Zavallılar lafa karışınca, "Sen büyüklerin konuşmasına karışma" der, sustururlar. Ne kadar yanlış, hatta zararlı bir hareket. Halbuki, tam tersine, çocukları serbestçe konuşmaya, düşündüklerini, duyduklanını, olduğu gibi ifade etmeye teşvik etmelidirler; böylece hem hatalarını düzeltmeye imkân bulunur hem de ileride yalancı ve riyakar olmalarının önüne geçilmiş olur. Kısacası çocuklarımızı artık düşüncelerini, hiç çekinmeden açıkça ifade etmeye, içten inandıklarını savunmaya, buna karşılık da başkalanının samimi düşüncelerine saygı beslemeye alıştırmalıyız. Aynı zamanda onların temiz yüreklerinde: yurt, ulus, aile ve yurttaş sevgisiyle beraber doğruya, iyiye ve güzel şeylere karşı sevgi ve ilgi uyandırmaya çalışılmalıdır. Bence bunlar, çocuk terbiyesinde ana kucağından en yüksek eğitim ocağına kadar her yerde, her zaman üzerinde durulacak önemli noktalardır. Ancak bu suretledir ki çocuklarımız memlekete yararlı birer vatandaş ve mükemmel birer insan olurlar."
Sayfa 65 - Yapı Kredi Yayınları, 11.Baskı, Şubat 2022·Kitabı okudu
Tarih
Atatürk "diktatör" müydü?
Bu bahse muhterem arkadaşım sayılı bilgin ve yazarlarımızdan Vedat Nedim Tör'ün "Atatürk'e diktatör diyenlere." başlığı altında yayınlamış olduğu çok veciz bir yazısı ile son vereceğim. "Atatürk'e diktatör diyenler, gelseler de ölümünden 19 yıl sonra bile, nasıl hâlâ, hatta daha da canlı, diri ve taptaze yaşadığını görseydiler. Tarih boyunca lanet ve nefretten başka bir duygu ile anılan bir diktatör hatırlıyor musunuz? Korkunun nasibi daima nefret olmuştur. Ata'nın da bir dediği iki olmazdı ama yüreklerimizi sevgi ile fethetmesini bilmişti. Şimdi yıllar geçtikçe, bu sevginin daha da derinleştiğini, daha da manalaştığını ibretle görüyoruz. Tarih, hep O'nu haklı çıkarıyor. Biz, hep O'nun gerisinde kalıyoruz. O, hâlâ varılması ve aşılması gereken bir hedef olarak karşımıza dikiliyor. O'ndan uzaklaştıkça zayıfız, O'na yaklaştıkça kuvvetimiz artıyor.O, Türk milletinin kurtuluşunu özlüyordu. O, bütün sömürge ve yarı sömürge milletlerinin kurtuluşuna örnek olmak istiyordu. Batıya yönelmiş, batı metotlarına dayanan bir kurtuluş O'nun idealiydi. Bolşevik metotlarla kurtuluşun düşmanıydı. Yalnız dış düşmanlara değil, gerilik, taassup, iptidailik, cehalet, hurafe, istibdat gibi iç düşmanlara karşı da çevrilmiş bir kurtuluş hareketinin öncüsüydü. Onun içindir ki Kemalizm sadece askeri ve siyasi bir hareket değil, ideolojik bir felsefe sistemi, yeni bir hümanizma olmanın da bütün cevherlerini içinde taşır. Ne yazık ki düşünürlerimiz onu tedvin edemediler. Ayrıca, nasıl ki, Batı Almanya, bütün dünyaya, Doğu Almanya'nın aksine, batılı metotlarla kalkınmanın örneğini verdiyse, biz Kemalist Türkiye'de bütün Asya ve Afrika'nm sömürge ve yarı sömürge milletlerine batılı metodlarla kurtuluşun ideal bir örneğini verecek durumdayız. Atatürk'ü sevmek, Atatürk'ü anlamak demek, batılı
Sayfa 61 - Yapı Kredi Yayınları, 11.Baskı, Şubat 2022·Kitabı okudu
Tarih
Tawsend, Atatürk'e: "Siz Napolyon'a benziyorsunuz?" demiş. Atatürk bu benzetişi reddetmiş ve "Napolyon arkasına bir sürü muhtelif milliyetteki insanı toplayarak macera aramaya çıktı, bunun içindir ki yarı yolda kaldı. Ben bir anadan, bir babadan gelen kardeşlerimle kendi vatanımı kurtarmak davası yolundayım ve muhakkak muvaffak olacağım" cevabını vermişti.
Sayfa 60 - Yapı Kredi Yayınları, 11.Baskı, Şubat 2022·Kitabı okudu
Tarih
Reklam