Kendisini gayet yakından tanımak fırsatını bulmuş olan Fransız Büyük Elçisi Kont de Chambrun, yukarıda bahsettiğimiz hatıratında, O'nun hakkındaki kanaatlerini yer yer şöyle açıklamaktadır:
Mustafa Kemal: hükümdar, diktatör, halife ve daha birçok şeyler olabilirdi, fakat büyük adam olmak için O'nun parlak unvanlara ihtiyacı yoktu. Hazırladığı ve kendi ölçüsüne göre kurduğu bir Cumhuriyetin Reisi olduktan sonra çizdiği medeniyet yolunda yürümeye başladı. Kendisi, şüphesiz, tahta çıkabilirdi. Fakat basireti buna mani oldu. Kibirsizdi: gösterişi sevmez, övünmesini bilmezdi. Her gün biraz daha filozoflaşıyor, halk arasında kıymeti artıyordu.
Milletin sevgisi ile Cumhurbaşkanlığına getirilip kılıcını astığı, üniformasını çıkardığı günden beri sözlerine sadık kalmıştı. Şeritsiz, sırmasız olan bu haki üniformayı, askerleri, kim bilir, kaç defa ilk hatlarda görmüşlerdi. Şimdi O, kuvvetlerini Türk Milletinin inkişafına hasretmişti; ne orijinal adam?
İhtiraslarını tahdit etmesini biliyor, hayatı bir rekabet muvazenesi sayesinde, devam eden yorgun bir memleketi, milletler cemiyetinde aza olan canlı bir devlet haline getirmişti.