1961 Anayasası'nın sonunu getirecek olan etken normal demokratik gelişme ve usuller değil, 12 Eylül 1980 askerî müdahalesi olacaktır. 1982 Anayasası'nın Başlangıç bölümünün ilk şeklinin ifadesiyle, "Ebedi Türk vatan ve milletinin bütünlüğüne ve kutsal Türk Devletinin varlığına karşı, Cumhuriyet devrinde benzeri görülmemiş bölücü ve yıkıcı bir iç savaşın gerçekleşme noktasına yaklaştığı sırada, Türk Milletinin ayrılmaz parçası olan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, milletin çağrısıyla gerçekleştirdiği 12 Eylül 1980 harekâtı", yalnız bir dönemin daha bittiğini değil, aynı zamanda 1961 Anayasası'nın da sonunun başlangıcını ilân ediyordu.
Sayfa 419 - Yapı Kredi Yayınları, 36.Baskı, Nisan 2022·Kitabı okudu
Felsefe ve amacı bakımından Anayasa, Devlet'i "kutsal" sayacak olan 1982 Anayasası'ndan farklı olarak, İnsan ve Bireyi yüce bir değer saymakta, bunların ve Toplum'un hak ve özgürlüklerinin uzlaştırılıp geliştirilmesini ana hedef bellemektedir. 27 Mayıs Hareketi ile bundan doğan anayasanın tarihsel misyonu, 1980 askeri müdahalesinden ve 1982 Anayasası'ndan farklı olarak, Devlet otoritesini pekiştirmek değil, özgürlük ve demokrasiyi kurumsallaştırmaktır.
Sayfa 378 - Yapı Kredi Yayınları, 36.Baskı, Nisan 2022·Kitabı okudu
Ancak, 27 Mayıs'a götüren yakın nedenler ekonomik ya da sosyal değil, siyasal'dır: DP'nin baskıcı bir rejim kurma girişimleri ve buna karşı giderek güçlenen muhalefet ve gençlik hareketi. Din sömürücülüğü ve Atatürk Devrimi ilkelerinden verilen ödünler de bir gerginlik unsuruydu. Menderes hükümetinin muhalefet liderlerinin yurt gezilerini engellemede ordudan yararlanması ve 28 Nisan öğrenci hareketi üzerine sıkıyönetim ilân etmesi ise, silahlı güçleri politik arenaya iyice itmişti. Süregiden öğrenci hareketlerinin tırmandırdığı gerginlik ortamında, orta rütbeli (yüzbaşı-tümgeneral arası) bir grup subay, Türk Silahlı Kuvvetleri adına 27 Mayıs 1960 sabahı yönetime el koydu.
Sayfa 365 - Yapı Kredi Yayınları, 36.Baskı, Nisan 2022·Kitabı okudu
Kısım başlığı neden "Çok Partili Rejim Dönemi"dir de, "Demokrasi Dönemi" değildir? Hiç kuşkusuz, çok partililik süreci demokratikleşme olgusuyla bitişiktir ve günümüzde çok partili olmayan bir rejim demokratik de sayılmaz. Ama bu iki süreç eş anlama da gelmez. Örneğin, Türkiye'de tek partili dönemde bile bir demokratikleşme yaşanmıştır. Ulusal egemenlik anlayışı ve parlamentonun sürekliliği, siyasal hayatta ve hatta tek parti içinde belli bir halk katılımının varlığı, köklü reformlar ve özellikle laikleştirme bunun göstergelerindendir. Öte yandan, her çok partili rejim mutlak olarak demokrasi demek olmayabilir. Bu nedenlerle, "Demokrasi Dönemi" gibilerden iddialı bir etikettense, "Çok Partili Rejim Dönemi" biçiminde ölçülü bir başlık, ülkenin somut gerçekliklerine daha uygun düşmektedir.
Sayfa 333 - Yapı Kredi Yayınları, 36.Baskı, Nisan 2022·Kitabı okudu