1937 senesinde Ankara'yı ziyaret eden, Romanya'nın Dış İşleri Bakanı Antonesko ile Ankara Palas'ta yaptığı hususi bir hasbihalde Atatürk milletleri idare edenler için çok yüksek bir siyasi ahlâk dersi teşkil eden kanaatlerini şöyle ifade etmişti:
"Milletler gam ve keder bilmemelidirler; vaktiyle kitaplar karıştırdım: hayat hakkında filozofların ne dediklerini anlamak istedim; bir kısmı, her şeyi kara görüyordu; madem ki hepimiz sıfıra varacağız, dünyadaki muvakkat ömür esnasında, neşe ve saadete yer bulunmaz diyorlardı. Başka kitaplar okudum, bunlan daha akıllı adamlar yazmışlardı; diyorlardı ki, madem ki hayatın sonu nasıl olsa sıfırdır, bari yaşadığımız müddetçe şen ve şatır olalım. Ben kendi hareketlerim itibariyle, ikinci hayat telâkkisini tercih ediyorum; fakat şu kayıtlar altında: İnsanlığın bütün varlığını kendi şahıslarında gören adamlar bedbahttırlar, besbelli ki o adamlar fert sıfatıyla, mahvolacaklardır. Herhangi bir şahsın yaşadıkça memnun ve mesut olması için lazım gelen şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır. Makül bir adam, ancak bu suretle hareket edebilir. Hayatta tam zevk ve saadet, ancak gelecek nesillerin şerefli varlığı ve saadeti için çalışmakla bulunabilir; her insan böyle hareket ederken, benden sonra gelecekler acaba böyle bir ruhla çalıştığımı fark edecekler mi diye düşünmemelidir. Hatta en mesut olanlar, hizmetlerinin bütün nesillerce meçhul kalmasını tercih edecek karakterde bulunanlardır: ancak bu tarzda düşünen ve çalışan adamlardır ki, memleketlerine, milletlerine, bunların istikbaline faydalı olabilirler. Bir adam ki memleket ve milletinin saadetini düşünür, o adamın kıymeti birinci derecedir; esas kıymeti kendine veren, mensup olduğu millet ve memleketi ancak şahsiyetiyle kaim gören adamlar,