“Tanrım! Bakıyor ve yarattığın dünyayı inceliyorum, hiç de doğru bulmuyorum; açık açık söylüyorum doğru bir dünya değil bu. Yoğurup kendi görüntünde yaptığın söylenen insanları inceliyorum. Böyle misin Efendim, bu insanlar gibi misin? Yeryüzü bizleri dikenli tellerle çevirip içine tıktığın bir kışla, arada bir denetlemeye gelerek en iyi olanı seçip öldürdüğün bir toplama kampı mı?”
“Öyle bir duruma düştüm ki, kendime söylerken bile tüylerim ürperiyor; buradaki yaşamım artık en katlanır anladı elimde tüfekle öldürecek insan ararken geçirdiğim insanlık dışı anlar oldu. Çünkü böyle anlarda düşünmek için ne zamanım ne de gücüm oluyor; yalnızca savaşıyorum, tıpkı yaban hayvanları gibi, öldürülmeyeyim diye öldürüyorum.”
“Sevdiceğim, yaşam ne denli güzel, yalın ve iyi olabilirdi ama düştüğümüz duruma bak! İşte ben, yüreğim en küçük solucan için dahi sevgiyle olup yaşıyorum ama şimdi Epir Dağları’ndayım ve elimde bit tüfek insan öldürüyorum! Hayır, artık insan denilmeyi haketmiyoruz.”
“Ne tez geçiverdi bir yıl! O zamanlar yaşamında öldürülmüş bir kişi dahi yoktu; şimdi ise yığınla ceset, bense yüreğim taş kesilmiş üzerinde oturuyorum.”