Spoiler içeren kısımlar olabilir.Çünkü kitabı bitirdikten sonra tamamen öznel yorumumdan kısaca bahsedeceğim. Uğultulu Tepeler'i okumaya uzun zamandır başlamak istiyordum ve sonunda bitirdim.Bitirdikten sonra baş rolünde Tom Hardy'nin oynadığı 2009 yapımı filmi de izledim.
Kitapta duygular öyle derinlemesine işlenmiş ki gerçekten etkilendim.
Çok detaya girmeden bahsedeceğim ki kitabı okurken tamamen bir karamsarlığa büründüm diyebilirim.Romantik bir kitap okumak zevkli olur düşüncesiyle başlamıştım ancak bu kitabı okuduktan sonra aşkın tanımında kendi kendime şüpheye düştüm.Aşkın insanda sevgi,mutluluk gibi duygular uyandırması gerekmez mi? Yoksa aşk sonsuz bir ızdırap, nefret ve intikam dolu bir duygu mu diye de bir düşünceye kapıldım açıkçası.
Baş karakterimiz olan Heathcliff tamamen salt bir kötü karakter. İntikam ve kin duygusunu çok yoğun yaşayan, sevdiği kadına bile lanet okuyabilen bir karakter. Catherine ise karmaşık bir karakter.Ancak ölene kadar Heathcliff'i sevdiği açıktı.Birbirlerine karşı tamamen toksik bir ilişkileri olduğu kanaatindeyim.Ruh eşi olabilirler mi? Neden olmasın.Ayrıca Catherine öldükten sonra Heathcliff, Catherine'in hayaliyle yaşamış, ruhu onu terk etmesin diye elinden geleni yapmıştı.Ancak baş karakterimiz bana göre Catherine'den çok intikam ve nefrete aşıktı. Catherine öldükten sonra bile bu intikam aşkından vazgeçmedi.
Filme gelecek olursak farklı dönemlerde çok fazla çekilmiş yapım var.Söylediğim gibi 2009 yapımı filmi izledim ve yapım kitaptan çok kopmadan işlenmiş ama kitabı okumayan biri sadece filmi izlerse filmden sıkılabilir.Tabiki kitap olayları ve duyguları daha derin yansıtmış fakat filmi izleyeceklere tavsiyem önce kitabı okumalarıdır. Uğultulu TepelerEmily Brontë