Hayatın yeknesaklığı içinde birdenbire beliriveren bu korkunç değişikliği gülerek kabul eden, ona koşan ve ne için, kimin için ölmeye gideceklerini, nerede ve nasıl öldürüleceklerini sormayı asla akıllarına getirmeyen kahramanlar...
''Yoksa gelmem diye mi korkuyorsun?''
Yusuf başını salladı: '' Gelirsin... biliyorum...''
'' Öyleyse neden bırakmıyorsun?''
Yusuf avucunda tuttuğu bileği sinirli bir hareketle sıkarak: ''Lüzumu yok!''dedi.Sonra,dudakları titreyerek,ilave etti:''Ne olursa olsun,artık seni hiç bırakmayacağım!''
Şimdi ilk defa bir şey istiyor, hem de korkunç bir şiddetle istiyordu. Fakat niçin bu istek imkansızla beraber gelmişti? Niçin hayatının bu en büyük arzusunu, şimdiye kadar belki yine içinde ,fakat en gizli yerlerde saklı duran bu arzuyu, hapsedildiği yeri parçalayarak ortaya çıkar çıkmaz, öldürmeye mecbur kalıyordu?.. Niçin ? Kimin için ?
Selahattin Bey neler yapmamıştı! Eline geçirebildiği ve Şahide'nin anlayacağını tahmin ettiği kitapları getirir, onun fikrini yükseltmek isterdi. Fakat bunun ilk tezahürleri karısının manasız ve lüzumsuz yerlerde lügat kullanması olurdu, Selahattin Bey bunları düzeltmek istedi mi, karısının ''gururu'' yaralanır ve derhal kızılca kıyamet kopardı.