"Sen ne Ceasar’dın ne de Napolyon. Tek karış toprak işgal etmedin; hiç kan akıtmadın. Ama ülkemize binlerce yeni, sağlam, kuvvetli ve çalışkan eller kazandırdın. Milletin sağlığı için mücadele eden büyük kahramanın şanı, sonsuza dek yücelsin."
Beyaz Zambaklar Ülkesinde. Atatürk'ün bütün okullarda okutulmalı dediği kitap. Finlandiya da Türkiye Cumhuriyeti gibi bağımsızlığı için birçok can, birçok çaba vermiş bir ülke. Bağımsızlıklarını kazandıktan sonra çağdaşlaşabilmek için asıl önemli olanın zihinlerinin bağımsız olması gerektiğini anlamış bir ülke. ‘‘Gara inersin, bir yolcu gibi büfeyi ararsın. Bütün Avrupa’da büfenin ne olduğunu, orada her şeyin üç ,beş misli fiyatla satıldığını herkes bilir. Fin büfesinde, Fin lokantasında olduğu gibi, bildiğim kadarıyla hiçbir şey satılmaz. Büfeye sofra kurulur. Yemekler büyük bir orta masasına konur. Rafların bir kenarından her çeşit tabak, kaşık, bıçak, çatal görünür. Her şey masaya açık olarak konulmuştur. Kimse dağıtım yapmaz. Yemek, içmek isteyen her yolcu dilediği şeyi kendisi alıp doldurur. Doyasıya yiyip içer. Öğle, akşam yemekleri için bir ya da bir buçuk markkayı kendisi kasaya öder." "Rusya’da, bütün Avrupa’da olduğu gibi, halka güven olmadığı için bilet satılır, kondüktörü denetlemek için kontrolörler bulunur, peki o zaman kontrolörleri kim denetleyecek? Biz, kontrolöre değil, halka, insanlara inanırız." diyorlar. Eğitimde dünyanın en iyi ülkesi olarak geçiyor Finlandiya. Çocuk yetiştirmede, askerlikte, sağlıkta bütün alanlarda kendilerini nasıl geliştirmişler bir bir şahit oluyoruz okurken. "Anne ve babalara şunu sormak istiyorum: Siz çocuklarınızı eğitirken onlara kartal kanatları verdiğinizi düşünüyor musunuz? Yoksa kanatlarını daha ilk başlarda siz kendiniz mi kırdınız?" Keşke biz de kanat veren tarafta