Buse Saraç

Buse Saraç
@buse_srcc
Diş Hekimi
17 Kasım 1999
97 okur puanı
Kasım 2020 tarihinde katıldı
9/10
·632 syf.··
Beğendi
·
2020 30. kitabı
Alias Grace. Çevirisinin adıyla Nam-ı Diğer Grace. Bu kitabın etkisinden o kadar uzun süre çıkamadım ki.. Ben karantina dönemindeyken pdf olarak okumuştum bu kitabı. Kitap gerçek bir hikayeye dayanıyor. Grace Marks, 1843 yılında kendi işverenini ve çalıştığı evin kahyasını öldürme suçundan yargılanmış yarı İrlandalı yarı Kanadalı bir hizmetçidir. Ancak suçu kesin olarak kanıtlanmış değil. Atwood bu olay üzerine yıllarca araştırmalar yapmış ve kendi fikir dünyasında bir kurgu oluşturmuş. Kitabı başından sonuna soluksuz okudum diyebilirim. Malikane, akıl hastanesi, mahkeme salonu derken kimin doğru kimin yanlış söylediğine inanamaz bir halde buluyorsunuz kendinizi. Grace'e bir kez inanıyorsanız iki kez şüphe ediyorsunuz söylediklerinden. Suçunu kabul edip etmemek arasında gidip geliyor sürekli. "Suçluluk sizin yaptıklarınızdan kaynaklanmaz, başkalarının size yaptıklarından kaynaklanır,hala anlayamıyorsunuz bunu." diyerek savunuyor kendini. Atwood'un yarattığı Grace karakteri o kadar güçlüydü ki. Kitabı bitirdiğim gece rüyama girdiğini hatırlıyorum. Aynı zamanda Alias Grace isimli bir mini dizisi de bulunuyor. Yakın zamanda onu da izleyeceğim. 5/5
Nam-ı Diğer GraceMargaret Atwood · Doğan Kitap · 2017540 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
8/10
·203 syf.··
Beğendi
·
2020 72. kitabı
"Sen ne Ceasar’dın ne de Napolyon. Tek karış toprak işgal etmedin; hiç kan akıtmadın. Ama ülkemize binlerce yeni, sağlam, kuvvetli ve çalışkan eller kazandırdın. Milletin sağlığı için mücadele eden büyük kahramanın şanı, sonsuza dek yücelsin." Beyaz Zambaklar Ülkesinde. Atatürk'ün bütün okullarda okutulmalı dediği kitap. Finlandiya da Türkiye Cumhuriyeti gibi bağımsızlığı için birçok can, birçok çaba vermiş bir ülke. Bağımsızlıklarını kazandıktan sonra çağdaşlaşabilmek için asıl önemli olanın zihinlerinin bağımsız olması gerektiğini anlamış bir ülke. ‘‘Gara inersin, bir yolcu gibi büfeyi ararsın. Bütün Avrupa’da büfenin ne olduğunu, orada her şeyin üç ,beş misli fiyatla satıldığını herkes bilir. Fin büfesinde, Fin lokantasında olduğu gibi, bildiğim kadarıyla hiçbir şey satılmaz. Büfeye sofra kurulur. Yemekler büyük bir orta masasına konur. Rafların bir kenarından her çeşit tabak, kaşık, bıçak, çatal görünür. Her şey masaya açık olarak konulmuştur. Kimse dağıtım yapmaz. Yemek, içmek isteyen her yolcu dilediği şeyi kendisi alıp doldurur. Doyasıya yiyip içer. Öğle, akşam yemekleri için bir ya da bir buçuk markkayı kendisi kasaya öder." "Rusya’da, bütün Avrupa’da olduğu gibi, halka güven olmadığı için bilet satılır, kondüktörü denetlemek için kontrolörler bulunur, peki o zaman kontrolörleri kim denetleyecek? Biz, kontrolöre değil, halka, insanlara inanırız." diyorlar. Eğitimde dünyanın en iyi ülkesi olarak geçiyor Finlandiya. Çocuk yetiştirmede, askerlikte, sağlıkta bütün alanlarda kendilerini nasıl geliştirmişler bir bir şahit oluyoruz okurken. "Anne ve babalara şunu sormak istiyorum: Siz çocuklarınızı eğitirken onlara kartal kanatları verdiğinizi düşünüyor musunuz? Yoksa kanatlarını daha ilk başlarda siz kendiniz mi kırdınız?" Keşke biz de kanat veren tarafta
Beyaz Zambaklar ÜlkesindeGrigory Petrov · Olympia Yayınları · 2020124,5bin okunma
8/10
·154 syf.··
Beğendi
·
2020 71. kitabı
“Benim hastalığım, yirmi yıl içinde bütün kasabada tek bir akıllı adam bulabilmemdir. Ama o da bir deli!” "Tımarhane ziyaret etmeyi seven de pek bulunmuyor." Hiç düşündünüz mü akıl sağlığını kaybetmek nasıldır diye? Ya da insanlar akıl sağlıklarını kaybettiklerini nasıl anlıyor? Altıncı Koğuş'u okuduktan sonra bunu düşünmeye başladım. Yaşadığımız dünya toplumu tekdüzeliğe, bencilliğe ve duyarsızlığa o kadar alıştırmış ki tam tersini yapan bir insan hasta veya anormal olarak adlandırılıyor. Binlerce insanın içinde bir kişi farklı olsa, belki sadece o kişi doğru olsa bile, maalesef ona 'hasta' deniyor. Kitap bize şu soruyu soruyor : akıl hastası olanlar aslında kim? Bir akıl hastanesi doktoru olan Andrey Yefimiç ve hastası İvan Dmitriç arasındaki çatışmaya tanık oluyorsunuz kitap boyunca. Eğer denk gelirsem oyununa gitmeyi gerçekten çok istiyorum. Anton Çehov da küçüklüğünden itibaren ayrı bir tutkuyla yaklaşmış tiyatrolara zaten. Eserlerinin tiyatroya bu kadar uyumlu olması da bundan kaynaklanıyor sanırım. Siz Çehov'un hangi eserlerini okudunuz?
Edebiyat
Altıncı KoğuşAnton Çehov · Yar Yayınları · 201287,2bin okunma
9/10
·680 syf.··
Beğendi
·
2020 70. kitabı
"Hasta bir annenin başucunda evlatların kavgayı bırakması gerekir ve bugün Fransa ağır hastadır." İlya Ehrenburg. Devrime gönül vermiş, eserleriyle Stalin ödülü almış bir Sovyet yazar. Paris'e sürgüne gönderilmesiyle başlıyor macerası. Zorunda olarak ya da isteyerek birçok ülkede bulunuyor. Tam da İkinci Dünya Savaşı insanlığı yerle bir etmek üzereyken. Daha sonra yaşadıklarından, gördüklerinden esinlerenek en ünlü üçlemesini yazıyor. Paris Düşerken bu üçlemenin ilk kitabı. İkinci Dünya Savaşı sırasında Fransa'da geçen kitapta o kadar çok karakter bulunuyor ki. Nazi hayranı politikacılar, radikal partiler, sözde halk cephesi partisi ve yöneticileri, gücü sadece işçilere yeten fabrika sahipleri, sosyalist liderler, medya kanalları, bunlara karşı çıkan komünist liderler ve fabrikalarda haklarını arayan işçiler. Her gruptan insanın hayatı hakkında fikir sahibi oluyorsunuz. Ve kitabın sonunda anlıyorsunuz Paris düşmemiş, teslim edilmiş. Diğer iki kitabı Fırtına ve Dipten Gelen Dalga'nın daha kolay okunduğu söyleniyor. Ben Paris Düşerken'i okurken de zorlanmadım açıkcası. Hatta II. Dünya Savaşı'yla ilgili okuduğum en iyi eserdi diyebilirim. O kadar iyi ki bir ara ülkemizde yasaklanmış Tarihi okumak, araştırmak ve öğrenmek bence çok önemli. Güncel konuları yorumlarken bile tarihi iyi bilmeniz, öyle yorum yapmanız gerekiyor. Eğer tarih romanı seviyorsanız kesinlikle tavsiye ederim. 5/5 "Ve her zamankinden daha çok korkuyordu ölümden. Acısından değil ama ölümün boşluğundan ve hiçliğinden korkuyordu. Ne iyi ne de kötü hiçbir şey kalmazmış ya insan ölünce..."
Paris Düşerkenİlya Ehrenburg · Kor Kitap Yayınları · 2019645 okunma
8/10
·280 syf.··
Beğendi
·
2000 38. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 01 Ocak 2000 00:00
"Ölmek zor değil, önemli olan yaşamayı bilmek." Aleksey'in kendi çocukluğunu anlattığı, acılarla dolu bir hikaye. "Herkesin herkese düşman" olduğu bir aile. Babasının yokluğunda baba sevgisi hasretiyle yanıp tutuşan küçük bir çocuk. Dedesinin dayakları altında anneannesinin ona olan sonsuz sevgisi. Şiddetle büyüyen bir çocuğun yaşamı boyunca değer verecek bir şey araması. Ezilmiş,alt sınıfın oynadığı,sonunda herkesin o ayaklar altındaki yaşamına döndüğü hikayeler. Anneannesinden dinlediği, hayatını değiştirecek peri masalları. Kitabı bitirdikten sonra merak ettiğiniz tek şey bu kadar ayrıntının aklınızda nasıl kaldığı oluyor. Gorki bu sorunun cevabını kitabı yazarken kendi kendine vermiş. "Günümüzde bunlardan söz etmeye değer mi acaba?Evet, değer! Çünkü yaşandı bunlar, hepsi aşağılık gerçeklerdir, günümüzde hala da varlar. Belleğimizden, insanların ruhundan, ağır ve yüzkarası yaşamımızdan silinip atılması için de sonuna kadar bilinmesi gereken gerçekler...”
ÇocukluğumMaksim Gorki · Can Yayınları · 201319,6bin okunma