Bazı insanlar kaybetmekten korktukları için vazgeçerler. Kimileri buna soylu bir veda der, kimileri de orospu çocukluğu! Geride kalanın baktığı yere göre değişir mevzu. Ama insan bazen severken de gider. Çünkü bilir, nasılsa kaybedecektir. Son dakikada yenen golle kaçan şampiyonluk bile dram değil komedi sayılır onların kaybetme alışkanlıkları yanında. Bazen, bazı insanlar, hep sevmeye devam etmek için gider. Kalanlar ekseriyetle küfür eder, bazen de dua. Lakin hiçbir dua iflah etmez onları. Bazen gidenler, giderken, geride bıraktıklarını bir anksiyete hatırası olarak yüreklerinde götürürler. Doktorlar buna taşikardi falan der, anneler kara sevda, bilmeyenler, tuhaf.
"Şimdi tutup da beni çok üzüyorsun falan filan demeyeceğim. Üzülmek mesele değil çünkü, üzüntülerle nasıl baş edeceğimi biliyorum. Ama bu kadar çok öfkeyi ne yapacağımı bir türlü bulamıyorum. Kavga etsek belki biraz rahatlarım. Ancak kavga belli bir samimiyeti gerektirir. Seninle o kadar samimi olduğumuzu düşünmüyorum. Halbuki ben gerektiğinde başımı omzuna koyabileceğim birini arıyorum. Sana kafa göz dalamadığım için bir türlü sakinleşemiyorum."
Birini ya da bir şeyi sevmek, değer vermek, onu her şeyiyle sevmek demektir çoğu zaman. Ne olduğunu, ne olacağını, sınırlarını bilip, hatalarıyla, eksikleriyle, yanlışlarıyla ve sebep olduğu üzüntülerle kabul etmek demektir. Hiç kıvırmasak mı? Kıvırmadan söyleyelim evet, gerçekten sevmek bir tür çaresizliktir.