"Türoluşsal gelişim açısından mitlere baktığımızda ise önce elle tutulabilir olan yeryüzünün, sonra da tersine, ulaşılamaz olduğu için gökyüzünün bizi sarmalayan koruyucu anne yerine konduğunu görüyoruz. Topraktan da önce su rahim içi yaşamın eşdeğerini oluşturma konusunda anneye özgü ilksel kaynağı temsil eder. Güneşin payına düşen anlam da ısı kaynağı olmaktır ve bu, ateşe ilişkin 'sembolleştirme' de de sürüp gider. Mağaraları, imleri ve ormanlarıyla(saç) dağlar, de asa ilksel anne sayılır ve koruyucu nitelikleri özellikle vurgulanır. Bütün bu hazır verilmiş ikameler yetersizliği giderek anlaşıldıkça, kısmen mükemmele olabildiğince daha yakın kültür ürünleri çıkar ortaya; ve bunlar da yetmeyince, paralel bir şekilde, denge sağlayıcı görkemli fanteziler: naif cennet tasavvurları, ölümden sonra göklerde süren yaşam, daha gerçekçi tembeller cenneti ya da idealistçe özlenen ülkeler. "
"Uygarlık ve tekniğin giderek yükseltmeye çalıştığı bütün o 'konfor' ilksel hedefin hiç durmadan ikame edilmesidir ve ilerleme denilen süreçle aslında ondan sürekli uzaklaşmaktadır."
"Arzu rüyaları sonuç itibariyle daima anne karnındaki varoluşu dile getirirken, kaygı rüyalarında hep doğum travması, yani cennetten kovulma, sık sık gerçekten yaşantılanmış bedensel heyecanlar ve ayrıntılarla birlikte yeniden üretilmektedir."