Aşık olma takıntısının sonsuza dek süreceğine inanmak, yanlıştı. Daha akıllıca, daha gerçekçi, daha mantıklı
davranmalıydık. Bu tutku sürekli olsaydı, herkes çok agır
sorunlarla karşılaşırdı aslında. Öyle ki şok dalgaları iş, en-
düstri, din, eğitim ve toplumun diğer tüm alanlarını sarsar-
dı. Neden? Çünkü insan aşık olduğunda, hayatındaki diğer,
her şey gözünden silinir; özellikle de işi. Zaten bu yüzden
aşka "takıntı" diyoruz. Bir üniversite öğrencisinin delicesi-
ne aşık olup olmadığını, notlarına bakarak anlayabilirsiniz,
çünkü aşık olduğunda ders çalışmakta zorlanır. Ertesi gün
tarih sınavı vardır ama 1812'de olmuş bitmiş bir savaşı
kim umursar ki? Önemli olan tek şey aşkı ve aşık olduğu
kişidir. Bir defasında karşılaştığım bir beyefendi bana işi-
nin dağıldığını soylemisti.
"Ne demek istiyorsunuz?" diye sordum.
"Bir kızla tanıştım ve artık işlerimi yapmakta zorlanıyorum. Bir türlü işime yoğunlaşamıyorum. Bütün günüm onu hayal etmekle geçiyor."
Aşık olmanın getirdiği başdönmesi, bizi harika bir ilişki yaşadığımıza inandırır. Birbirimize, ait olduğumuzu, bütün sorunları aşabileceğimizi, birbirimiz için her şeyi yapabileceğimizi hissederiz. Genç bir adam nişanlısı için şöyle diyordu: "Onu kıracak herhangi bir şey yapmayı düşünemiyorum bile. İstediğim tek şey, onu mutlu etmek. Bunun için her şeyi yapabilirim." Böyle bir takıntı, tüm bencil duygularımızdan arındığımızı, sevdiğimiz kişinin çıkarı için her şeyden vazgeçebilecek, Rahibe Teresa gibi biri haline geldiğimizi düşünmemize yol açar.
Böyle bir düşüncenin oluşmasının nedeni, karşımızdaki ki-
sinin de bizimle ilgili duygularının aynı yogunlukta oldugunu varsaymamızdır. Bizim gözümüzde sevdiğimiz kişi kendini bizim ihtiyaçlarımızı tatmin etmeye adamıştır; bize „olan sevgisinin, kendi sevgimiz kadar güçlü olduğuna