Muhammed (s.a.v) süt kardeşi Abdullah ile birlikte kuzuları otlatmaya çıktı. Derken serin ağaç gölgesinde Abdullah uyuyakaldı. Bu sırada kuzular kendilerinden oldukça uzaklaşmıştı. Muhammed (s.a.v) onları geri çevirmek için peşlerine düştü. Muhammed (s.a.v), Abdullah’tan uzaklaştıktan sonra karşısına beyaz elbiseli iki kişi çıktı. Güler yüzlü ve oldukça sevimli olan bu kişilerden birinin elinde içi karla dolu bir tas vardı. Onu çimenlerin üzerine uzattılar. Muhammed (s.a.v)’de hiçbir endişe yoktu. Uyanarak bu manzarayı gören Abdullah, soluğu evde aldı ve gördüklerini anne ve babasına anlattı.
Abdullah’ın kendilerine anlattıklarından sonra Halîme ve eşi Hâris doğrudan Muhammed (s.a.v)’in yanına geldiler ve ona ne olduğunu sordular. Muhammed (s.a.v) şöyle cevap verdi: “Beyaz elbiseli iki kişi benim yanıma geldiler. Birinin elinde içinde kar dolu olan bir tas vardı. Beni tuttular, göğsümü yardılar. Kalbimi de çıkarıp yardılar. Ondan siyah bir nesne çıkarıp bir tarafa attılar. Göğsümü ve kalbimi o karla temizledikten sonra gittiler.”
Sütanne Halîme, Muhammed (s.a.v) iki yaşına geldiğinde onu annesi Âmine’nin yanına getirdi. Âmine oğlu Muhammed (s.a.v)’i çok özlemişti, artık ondan ayrılmak istemiyordu. Ama Halîme de ondan ayrılmak istemiyordu.
Birlikte geldikleri kafile, artık Beni Sa’d memleketine dönmek için hazırlanıyordu. Halîme de uyuşuk eşeklerine binerek Muhammed (s.a.v)’i kucağına aldı. O tembel eşek birden hızlandı. Bu duruma hem Halîme hem de birlikte geldikleri kafile çok şaşırdı. Sanki o uyuşuk eşek gitmiş, yerine bambaşka bir eşek gelmişti.