Halîme, Muhammed (s.a.v)’i emzirmek için kucağına aldı ve göğsüne yasladı. Birden göğsü süt dolmuştu. Bu duruma çok şaşırdı. Diğer memesiyle de oğlu Abdullah’ı emzirdi.
Tekrar geldiklerinde Âmine onlara almak istedikleri çocuğun sıradan bir çocuk olmadığını söyledi ve hamileyken yaşadıklarını anlattı. Daha sonra Halîme, çocuğu teslim aldı ve arkadaşlarının yanına döndü.
Sütanneye verilmeyen sadece Abdullah’ın yetimi Muhammed (s.a.v) kalmıştı. Kapılarını çalan herkes onun yetim olduğunu öğrenince bakım ücreti alamayacağını düşünerek geri dönmüştü. İlk önce Halîme ve eşi Hâris de öyle düşündü. Ancak başka alabilecekleri kimse kalmadığını anlayınca Halîme eşine: “O yetim çocuğu alalım hiç değilse elimiz boş dönmeyelim.” dedi. Eşi Hâris de bu durumu olumlu karşılayarak: Kim bilir, belki de Allah onun vesilesiyle bize bereket ihsan eder.” dedi.
Mekke’de sütannelik için pazar dahi kurulmuştu. Belli zamanlarda bu pazara gelinerek sütannelik yapmak için ebeveynler ile görüşülür, eğer anlaşılabilir ise yavruları alınırdı.
Mekke’de yeni doğan çocukları sütanneye verme âdeti vardı. Çünkü Mekke’nin sıcak bir havası vardı ve bu hava, çocukların sıhhatli büyümeleri için uygun değildi. Bu sebeple Âmine de bu âdeti yerine getirerek Muhammed’i (s.a.v) sütanneye verdi.