G.A:Ama insanı fare ile aynı seviyeye koymaya hakkın yok.
Y.A:Yok-ahlaki olarak.Bu,fareye karşı adil olmazdı.Fare insandan çok daha yukarıdadır
...
Y.A:İçgüdü nedir?
GA:Kalıtımla gelen alışkanlığın düşünmeksizin ve mekanik olarak yürütülmesidir sadece.
Y.A:Alışkanlığın kaynağı nedir?
G.A:İlk hayvan başlatmış,soyundan gelenler de kalıtımla miras almışlardır.
Y.A:İlk hayvan nasıl olmuş da başlamıştır?
G.A:Bilmiyorum ama bunu düşünerek yapmamıştır.
Y.A:Düşünürek yapmadığını nerden biliyorsun?
G.A:Şey...En azından öyle yapmadığını farz etme hakkım var.
Y.A:Buna hakkın olduğuna inanmıyorum.Düşünce nedir?
...
Çünkü kendi türünden olanı suda yaşam mücadelesi verirken görüp de atlayıp yardım etmemeye katlanamazlar.Bu onlara acı verir.Bu durumda kendi türünde olan kişiyi kurtarırlar.Başka türlüsünü yapamazlar.Şimdiye kadar ısrarla söylediğimi o yasaya sıkı sıkıya itaat ederler.Şeylere katlanamayan insanlar ile katlanabilen insanları hatırlaman ve onları her zaman birbirinden ayırman gerek.Bu ayrım “özveride bulunma”gibi gözüken pek çok duruma açıklık kazandıracaktır.
G.A.:Aman tanrım,bu oldukça iğrenç bir şey.
Eskiden beri “Özür dilerim,bir daha yapmayacağım,”demekten nefret ettim.Söylemeyi beceremediğimden değil,aksine;kolaylıkla ve rahatça söylediğim için nefret ettim.Gerçekte suçlu olmama rağmen-sanki kasıtlı yaparlar gibi-kendimi suçlu duruma sokardım.Bu hepsinden daha acıtıcıydı.
Duvarı yıkacak gücüm yoksa elbette başımı duvara vura vura o duvarı delip geçemem fakat sırf o bir taş duvardır ve benim de gücüm yoktur diye onunla uzlaşmayacağım.