Etkileşimde olduğu insanların hata ve kusurları arasında kaybolacağını düşünen insanoğlu kötülüğü örtmede gece gibi iyiliği yaymada gündüz gibi olma anlayışından uzaklaşmıştır. Bu durum ister istemez gıybet ve iftira olgularının yaygınlaşmasına neden olmuştur.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Akademik bir heyet tarafından hazırlanan bu metnin o soğuk, mesafeli ve bütünüyle duygudan arındırılmış dünyasına girdiğimde, beklediğim o insani dokuyu bulmak imkansız hale geldi. İnsan İlişkileri ve İletişim, isminin vaat ettiği o derin ve yaşayan sosyal dokuyu incelemek yerine, konuyu adeta bir laboratuvar nesnesi gibi ele alan, kupkuru bir bilgi yığınına dönüşmüş. Metnin arkasında tek bir yazarın tutkusunun veya bakış açısının olmaması, anlatıyı tamamen ruhsuz ve mekanik bir çizgiye hapsetmiş.
Kitap boyunca karşılaştığım o aşırı teknik tanımlar, maddelenmiş çözümlemeler ve "iletişim modelleri" üzerine kurulu yapı, insan ilişkilerinin o öngörülemez ve sıcak doğasına bütünüyle aykırı duruyor. Bir ilişkiyi sadece veri alışverişi ya da teknik bir süreç gibi gören bu yaklaşım, okurken zihnimi fazlasıyla yormaktan başka bir işe yaramadı. Hayatın içinden süzülen gerçek hikayeler veya derinlemesine analizler yerine, üniversite kürsüsünden okunan bir ders notu ciddiyetindeki bu anlatı, metinle aramdaki bağı daha ilk sayfalardan kopardı.
Bu kadar kolektif bir çabanın ürünü olmasına rağmen, ortaya çıkan metnin bu denli sığ ve sadece "teorik bilgi" düzeyinde kalması hayal kırıklığı yaratıyor. İnsanın ruhuna, hatasına ya da samimiyetine dair hiçbir iz barındırmayan bu steril dil, okuma keyfini tamamen yok eden bir duvar gibi önümde duruyor. Akıcılıktan uzak, fazlasıyla didaktik ve bittiğinde zihnimde sadece anlamsız bir terminoloji kalabalığı bırakan, beklentimin çok uzağında bir okuma süreciydi.
Boğumlama, sesleri ve heceleri iyi anlaşılacak şekilde seslendirebilmektir. Birçok kimse dudaklarını iyice hareket ettirmeden konuşur. Böyle dudak tembelliği olan kimselerin söylediklerini dinleyicilerin çoğu anlamaz. Çoğu zaman konuşana "Daha yüksek sesle söyleyin!" diye bağırıldığı zaman bu uyarma, onun alçak sesle konuştuğu için değil, istenilen ölçüde sözlerini boğumlandırmadığı içindir.