Distopik hikayeleri, kitapları ve filmleri her zaman çok sevdim. Ancak Körlük, bu türde okuduğum en etkileyici eserlerden biri oldu. Jose Saramago’nun kalemiyle kurduğu dünya öylesine gerçek, öylesine sarsıcıydı ki, neredeyse her sayfası gözümde bir sahne gibi canlandı. Yazarın betimlemeleri, karakter derinliği ve özellikle dili kullanma biçimi çok profesyonelce. Sıradan bir anlatım değil bu; cümlelerin içine giriyorsunuz, karakterlerin korkularını, çaresizliklerini ve bazen de insanlıktan uzaklaşan taraflarını hissediyorsunuz.
Kitap, bir anda yayılan "beyaz körlük"le birlikte toplumun nasıl çözülmeye başladığını anlatıyor. Ancak bu sadece bir salgın hikayesi değil. Bireylerin ve toplumun etik sınavı, hayatta kalma çabası ve içgüdülerle yüzleşmesi gibi birçok katmanı var. Kaosun içinde karakterlerin davranışları bazen insana dair umutlarımı yeşertti, bazen de içimi parçaladı.
Okurken sadece olayları takip etmiyor, her sahnede "Ben olsaydım ne yapardım?" diye düşünüyorsunuz. Belki de en çok bu yüzden etkileyici: İçsel ve toplumsal bir sorgulamaya zorlayan kitaplardan biri.
Saramago’nun "Görmek" kitabı da bu evrenin devamı niteliğinde, kesinlikle onu da en kısa sürede okuyacağım.