büşra

Yapısal olarak baktığımızda utanç kendilikte bir yarılma­dır. Utandığımızda içimizdeki ötekiyle, yabancıyla karşılaşırız. Utanmak, onaylamadığımız, istemediğimiz “öteki” olmaktır. “Bu ben değilim,” deriz kendimize durmadan. “Bunu ben yapmış ola­mam.” Kendilikteki bu yarılma bir anlamda kişiliğin birliğinin, tekliğinin ortadan kalkması, bir dağılma halidir ve bir krizin ha­bercisidir.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Oysa cansıkıntısını bir işaret olarak algılayabildiğimizde, en azından aramaya başlarız, hayatımızda neyi değiştirmek istedi­ğimizi, neyi arzuladığımızı, bizim için neyin önemli olduğunu, öyleyse, cansıkıntısıyla başa çıkabilmek için önce onu kabul et­mek, anlamlı bir duygu olarak görebilmek gerekir. Bize bir şey söylemek isteyen, bize karşı değil bizim tarafımızda yer alan.
Arzularımız ve yaşam zorunlulukları arasındaki uçurum ne kadar büyükse, o kadar çok canımız sıkılır. Buradaki en önem­li sorun aslında bir anlamda eğitim sorunudur. Hepimiz sorum­luluklara arzularımızdan daha fazla önem verecek şekilde yetişti­riliriz. Öncelik sorumluluk ve ödevlerimizdedir. Canımız sıkılır. Cansıkıntısı istemediğimiz bir şeyin olmak zorunda olmasıdır.
Cansıkıntısı hayatımızdaki dönüm noktalarına işaret edebilir kimi zaman. Değişiklik zamanının geldiğine, yeni bir şeyler yap­mamız gerektiğine vurgu yapar, görmesini bilene. Cansıkıntısının olumlu anlamı belki de burada gizlidir. Hayatın nasıl devam et­mesini istediğimizi bulabilmek için cansıkıntımıza odaklanma- h, onun bize ne demek istediğini bulmalıyız. Bu anlamda cansıkıntısı kendimize, dünyaya, hayata karşı başka türlü bir duruşun, yani yeni bir uyum sürecinin başlaması gerektiğini işaret eder. Yeniden yapılanmayı başlatır.
Blaise Pascal’a göre: “Hayatta hiçbir şey işlevsizlik, tutkudan yoksunluk, yapacak hiçbir şeyin olmaması kadar dayanılmaz de­ğildir. Çünkü insan bu durumda kendi hiçliğini, terk edilmişli­ğini, yetersizliğini, güçsüzlüğünü ve içindeki boşluğu hisseder.”