Hayat bazen görünmez ipliklerle örülür; farklı coğrafyalarda, farklı dillerde atılan her adım, bir başkasının sessiz çığlığına karşılık gelir. Laetitia Colombani’nin Saç Örgüsü adlı romanı tam da böyle, yeryüzünün üç ayrı köşesinde aynı acının farklı dillerde yankılanışı, aynı cesaretin farklı tenlerde vücut buluşu. Hindistan’da bir annenin kızına adanmış ömrü, İtalya’da bir genç kadının saf ve bir o kadar masum aşkı, Kanada’da bir kadının yaşam ve ölüm arasındaki, o ince dansı... Bazı hikâyeler kalbe değmeden anlaşılmıyor. Keza beni en çok etkileyen şüphesiz, Smita'ydı. Bazen bir annenin gözlerinde, hayatın tüm acıları, yerini huzur ve sevgiye bırakır, bu sevginin en saf hali; kendi acılarından vazgeçmektir. Annelik bir varoluş biçimi değil, bir kalp ritmidir; sürekli atar, hiç durmaz, sadece sevmekle var olur... Romanda; her bir kadın hayatta kalmanın, direnmenin, özgür olmanın, sevmenin ve en önemlisi 'Hayır!' diyebilmenin ne demek olduğunu insana kâh bir gururlu bakışla, kâh bir tutam gözyaşıyla anlatıyor. Onların, yaşamı örerken attığı her ilmek; insan olmanın, kadın olmanın, anne olmanın ne kadar onurlu ve aynı zamanda ne kadar ağır bir yük olduğunu yeniden hatırlattı bana.
Son olarak;
Kelimeler, bazen yetersiz kalır bir gönül borcunu ifade etmeye lakin ben biliyorum ki, bazı kitaplar okunmaz; hissedilir, yaşanır ve bir ömür boyu içimizde örülür. Her şey için teşekkür ederim hocam, hep kesişsin yollarımız...