Entelektüel ve duygusal havadaki bu değişim, psikolojinin bir bilim olarak gelişimini derinden etkiledi. Nietzsche ve Kierkegaard gibi ayrıksı kişiliklere rağmen psikolojinin insanın değeri ve mutluluğuyla ilgilenen bir ruh incelemesi olarak görüldüğü gelenek terk edildi. Doğabilimlerini ve ölçüp biçmenin, hesaplamanın laboratuvara özgü yöntemlerini taklit eden kuramsal psikoloji, ruh dışında her şeyi ele aldı. Yalnızca laboratuvarda incelenebilecek insana özgü durumları anlamaya çalıştı ve vicdanın, değer yargılarının, iyi ve kötü bilgisinin metafizik kavramlar olduğunu, bu nedenle de psikoloji konusu dışında kaldığını ileri sürdü; insanın önemli sorunlarını incelemek üzere yeni yöntemler tasarlamak yerine daha sıklıkla sözde bilimsel yöntemlerle incelenebilecek önemsiz sorunlar üzerine eğildi. Psikoloji böylelikle temel araştırma konusundan –ruhtan– yoksun bir bilim haline geldi; mekanizmalarla, tepki oluşumlarıyla, içgüdülerle ilgilendi ama insana özgü olgularla –sevgiyle, akılla, vicdanla, değerle– açık seçik bir biçimde ilgilenmedi.