Bu kitap beni başından sonuna kadar diken üstünde tuttu. Asla sıkıldığınız bir an olmuyor; her sayfada “daha ne olabilir?” diye merak ediyorsunuz. Ama asıl etkileyici olan şey, olaylardan çok insanların dönüşümü. Körlük sadece fiziksel bir durum değil; aslında insanların içindeki karanlığın görünür hale gelmesi gibi.
En çok etkileyen nokta, düzen ortadan kalktığında insanların ne kadar hızlı bir şekilde açgözlülüğe, bencilliğe ve hatta vahşete kayabildiğini görmekti. Sanki ince bir medeniyet tabakası var ve o kalktığında geriye çok ilkel bir tarafımız kalıyor.
Ama kitap sadece karanlık değil. Tam tersine, en büyük çelişkiyi de burada veriyor: Herkesin kör olduğu bir dünyada, gerçekten “gören” kim? Bence yazar burada fiziksel körlükten çok, insanların birbirine karşı olan duyarsızlığını eleştiriyor.