“Öyle yalnızdım ki, yıldızların tiyatrosunun kıssadan hissesinin, sadece yetişkinlerin aşık olabileceği ve hiçliği her şeye, ya da en azından herhangi bir şeye, dönüştürmenin yalnızca geceleri tıka basa dolan gökyüzüne mahsus olduğunu zannediyordum.”
Annemle babam, her seferinde telaffuz etmeseler de, davranışlarıyla bana, “Bu kez çok ileri gittin,” derlerdi. Asla “Bu kes çok uçlardan döndün,” demezlerdi; çünkü oralardan bir daha dönülemezdi.
“Peki ya cüce bir suretten ibaretse? Ya ben ona istesem de inanamıyorsam? Benim başıma gelen de aynısı değil miydi? İnanmanın imkansızlığının somutlaşmış hali ben değil miydim? Cücenin de benim gibi olmasının önünde ne engel vardı ki? Ya da, daha fenası, ben neden cüce gibi bir şey değildim, cücenin bir türevi değildim?”