Martin şimdi biliyordu ki onu gerçekte sevmemişti. Onun sevmiş olduğu idealize edilmiş bir ruh, kendi yaratmış olduğu Tanrısal bir yaratık, onun aşk şiirlerinin parlak ve aydınlık ruhuydu.
O yalnızca kopuk olayları gözlemleyerek gerçeklerin parçalarını toplayarak, yüzeysel küçük genellemeler yaparak, varlıkların yüzeylerini sıyırıp geçmişti ve onun rastlantı ve saçmalık dünyasında, bütün her şey tümüyle bağlantısızdı.
Kuşların uçuş mekanizmalarını incelemiş ve bunun hakkında akıl yürütmüştü, ama kuşların uçan organik mekanizmalar olarak gelişim sürecinin var olduğunu hiçbir zaman düşlememişti bile.
En azından insanların bilgi ve sanat ile bağlarını kurmak, tıpkı mideleri gibi ruhlarının da, zihinlerinin de acıktığını kendilerine hissettirmek gerekiyordu.
"Mutlu insan, yalnızca midesi doyan değil, bilakis ruhu ve gönlü doyan insandır" demişti Solon.