Kendisi ile kavga ettiğim bir kitap olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Stoacılığın özüne inerken gerek atıflarla gerekse tarihi olaylarla içeriğe renk katan yazar, beni çileden çıkarmanın yolunu stoacılar ile aramıza girmesinden mütevellit buldu. Sözü fazlasıyla uzattığı ve tekrar tekrar aynı şeyleri söylediği çok fazla yer var, konunun benimsenmesini amaçladığından dolayı böyle yapması normal gözükebilir ama okuma sırasında çok fazla göz tırmalıyor. Kişisel gelişim kitapları dahi bu denli can sıkıcı olmayı başaramadı diye düşünüyorum. Çoğu kişinin yarısına gelmeden bıraktığına bahse girebilirim, tabi ki abartıyorum. Ama okuma zevkinde belirgin bir düşüş sağladı.
Stoacılık ne değildir üzerinden ilerleyen bir kitap, öncelikle yanlış düşünceleri sunuyor ardından argümanlarıyla bunu çürütüyor. Önce stoacılığın özünden bahsedip ardından yanlış düşünceleri çürütmesini tercih ederdim. Felsefi akımla okuyucu arasına girdiği o kadar fazla yer var ki kendisi de kitabın sonlarına doğru bunu dile getiriyor zaten.
Peki bu okuyucu ne anladı? Stoacılık der ki, yaşam ellerimizdedir. Mutluluğu ve üzüntüyü seçmek de buna dahildir. Kişi kendini mutlu olmak üzere eğitebilir, bu öyle bir eğitimdir ki: yapaylıktan tamamen uzak, suyun durulması, kuşların gökte uçması ve geyiğin çimenlerle ziyafet çekmesi kadar sıradandır. Yaşam bu tercihtir. Olumsuzluklar karşısında üzülmek ve öfkeye kapılmak olağan ve sıradandır, kişi kendini eğitip bu tarz negatif duyguları kabullenir, minimal düzeyde tutar ve hayatına devam ederse yaşamdan alacağı keyif şahane bir şekilde artacaktır. Bu keyfe kendini kaptırmak iradenin sarsılmasına meyleder insanı dolayısıyla bu konuda da gerekli zamanlarda kendini düş gücü ile eğitmeli, yokluğu da yaşamalıdır.
Bizi mutlu edecek seçenekleri ise üçe ayırıyor; elimizde