Her şey nasıl da başka türlü olabilir de diye düşünüyordum. Bir anlığına orada değil de şurada olsan, o tarafa değil de başka tarafa baksan, kıçını sol elinle değil sağ elinle kaşısan, bir sözü söylesen, ötekini söylemesen... Kaderin acımasız ağları aslında ne kadar da zayıf bağlarla örülmekteydi.
Şehir ışıklarından uzakta pırıl pırıl kozmosu izlerken, alçak gönüllülükle tüm varoluşa meydan okumanın, ancak iki yürek birleştiğinde mümkün hale gelebilen bir bileşkesini oluşturmaktaydık.
Kaderimiz milyarlarca yıl önce bir infilakla mühürlenmiş, bir kuyruklu yıldız gibi gururla akıp gitmekteyken evrende; içimizde gelmiş geçmiş, olmuş olabilecek bütün tarihi taşırken, istikametimiz sadece bir teferruattı. Ölmekse ölmeye hazırdık; yaşamak, birbirimize bir göz kırpışı kadar kısa bir an gülümsemekti çünkü ve biz birbirimize sonsuzluğu çoktan armağan etmiştik.
Usulca yanağımı okşadı. "Seni sevmiyorum."
"Ben de," diye karşılık verdim gülümseyerek. "Ben de seni sevmiyorum.""
Hasretle kucaklaştık. Yelken açılmadık rüzgarlar kadar mahzun, o rüzgarlarda hışırdayan yapraklar kadar mesut idik.