Alper Canıgüz’ün Kan ve Gül’ü, kapağındaki o pop-art renkliliğe aldanıp "çerezlik" niyetine okuyacağınız bir kitap değil. Evet, sesli güldürür. Evet, Aziz karakteri Türk edebiyatının en nevi şahsına münhasır anti-kahramanlarından biridir. Ama bu kitabın omurgası, "İkinci bir şansın olsa, gerçekten neyi değiştirebilirdin?" sorusunun acımasız ağırlığıyla çatırda.
Bir Anti-Kahramanın Anatomisi Aziz, klasik bir "başarılı dedektif" değildir. Hayatı ıskalamış, ilişkisini batırmış, geçmişin hayaletleriyle yaşayan bir enkazdır. Geçmişe, o üniversite yıllarına döndüğünde, biz onun sadece bir cinayeti çözmesini değil, kendi "oluşamamışlığını" tamir etmesini izleriz. Ama Canıgüz bize şunu fısıldar: Zamanı geriye sarsan bile, karakterin aynıysa hataların da aynı kalır. Aziz'in trajedisi, her şeyi bilmesine rağmen bazı şeylere engel olamamasının çaresizliğidir.
Dejavu ve 90'lar Ruhu Kitabın alt başlığı "Bir Kara Dejavu". Yazar, 90'lı yılların o naif ama tekinsiz atmosferini kusursuz kuruyor. Cep telefonsuz, internetin olmadığı, iletişimin yüz yüze ve daha "kanlı canlı" olduğu zamanlar... Ancak bu bir nostalji güzellemesi değil. Geçmiş, Aziz için kaçtığı bir sığınak değil, hesaplaşmak zorunda olduğu bir olay mahallidir.
Canıgüz’ün alametifarikası, en ciddi anlarda bile okuyucuyu güldürebilmesidir. Ancak bu kahkaha, "ağlanacak halimize gülmek" türündendir. Aziz'in o sarkastik dili, aslında hayata karşı geliştirdiği bir savunma mekanizmasıdır. Cümlelerin arasındaki esleri iyi okursanız, orada derin bir varoluşsal sancı ve kaybetmişlik hissi bulursunuz.
Spoiler vermeden şunu söylemeli: Kitabın sonu, tüm o eğlenceli kovalamacanın bedelini ödetir. Kader, hile yapmayı sevmez. Aziz'in yolculuğu, başladığı noktadan çok farklı ama bir o kadar da tanıdık bir yerde biter. Döngüsellik,