“Birden,aklına resim yapmak geldi. Evet, çizecekti! Her şeyi. Beş yıl önce apartmana girişini. Bezir’in işkencesini. Ve bir daha dönmemek üzere apartmandan kaçışlarını. Birlikte. Hatta el ele. Bir de kalp çizerdi. Kocaman.”
“Yüzündeydi artık, duşun süzgeçinden geçip yüz misinaya bölünen su halatı. Gözlerine ıslak bir gözlük gibi yerleşmişti. Sonunda Derda ağlıyormuş gibi göründü. Ağlamasa da…”
“Dünyanın en eski kurumu:Aile. Ya da yarısı: Anne. Babası yoktu. Gitmişti. İstanbul’a. On iki yıl önce. Annesini hamile bıraktıktan dört gün sonra. Bir daha da dönmemişti. Ama en azından insaflı davranmış ve karısını yalnız değil, hamile bırakmıştı. Allahın, imamın ve iki şahidin huzurunda evlenmişler, dolayısıyla herkes gidince geriye bir de Allah kalmıştı. Onun da kadına yararı, ancak hayatının sonunda olacaktı.”