elif bayram

elif bayram
Kitap kurdu :)
Posta Gazetesi/Editör
istanbul
225 okur puanı
Şubat 2015 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Bilinçaltının 30 Temel Özelliği............ 1- Doğru – yanlış, ahlaklı – ahlaksız, gerçek – hayal gibi ayrımların farkında değildir. Bilinçaltı bir bilgisayar programı gibidir sadece verilerle ilgilenir Veri hakkında yorum ya da değerlendirme yapmaz. 2- Bilinçaltı genellemeler yapabilir hatta bunu sıklıkla yapar. Örneğin sizinle kavga eden arkadaşınızın adı Ali ise, tüm Ali’lerin kavgacı olduğuna inanabilir. 3- Bilinçaltı anı yaşar, geçmiş yada gelecekten bir şey anlamaz, onun için sadece an vardır. 4- Bilinçaltının duyduğu kelimeyi cümleden bağımsız olarak kayıt edebilme özelliği vardır. Örneğin sigarayı bırakmak istiyorum diyince sadece sigara kelimesini kayıt edebilir, sigara kelimesine tepki verebilir. Bırakmak ve istiyorum kelimeleri ile sigarayı yan yana getirebileceği gibi, eğer sigara ile ilgili güçlü bir bağlantıları varsa sadece bu kelimeyi de duyabilir. 5- Bilinçaltı değişimden nefret eder, hiç bir şeyin değişmesini istemez. Değiştirmek istediğinizde tepki koyabilir ve sizi değişimden vazgeçirmek için tüm silahlarını kullanabilir. 6- Bilinçaltı rüyalarla kendini düzenler ve sıkışmış enerjileri ortaya çıkartarak kendisini rahatlatır. 7- Bilinçaltı sembollerle konuşur, kelimelerden fazla resimlere tepki gösterir. 8- Bilinçaltı tersten duyabilir ve anlayabilir. Cümleleri tersten duyan bilinç için bunları anlamak çok zordur ama bilinçaltı için çok kolaydır. 9- Bilinçaltı ilk 5 yaşa kadar temel özelliklerini, kayıtlarını tamamlar. Bundan sonra kendi kayıtlarına uygun yeni verileri kabul eder. Diğer verileri girmek için doğru ve ısrarlı çalışmalar yapmak gereklidir. 10- Bilinçaltında çağrışım en önemli etkilerden birisidir. Sürekli bir şeyler ona başka bir şeyleri çağrıştırır bir dosya başka bir dosyayı açmasını sağlar. 11- Bilinçaltı aynı anda bir çok
1000Kitap
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
BEYİNDE UNUTMA - SİLME DÜĞMESİ VAR konusu, Beyin forumunda tartışılıyor. Tüm yaşamı kontrol altına alabilmek sadece beyindeki nöron ağlarını kontrol edebilmekten geçiyor. Öğrenme becerisi, nöral bağlar kurmak ve güçlendirmekten daha fazlasıdır Nörobilimde bir söz var: “Beraber ateşlenen nöronlar, beraber bağlanır.” Bu şu demek; beyninizde bir nöro-devreyi ne kadar çok çalıştırırsanız, o devre o kadar çok güçlenir. Bu yüzden bir başka sözü de buna eklemeden geçmeyelim: “Pratik mükemmelleştirir.” Ne kadar çok pratik (piyano çalmak, bir dili konuşmak, ya da jonglörlük, vb…) yaparsanız, ona ait devreler o kadar çok güçlenir. Bu fikir, yeni şeyleri öğrenmenin yıllardır odağında yer almıştır. “Öğrenme becerisi, nöral bağlar kurmak ve güçlendirmekten daha fazlasıdır.” Hattâ daha önemli olan şey; eski bilgileri yıkma becerimizdir. Buna “sinaptik budama” denir. Gelin bunun nasıl çalıştığına bir göz atalım… Soru şu: “Hangilerinin budanacağını nasıl biliyorlar?” BEYNİNİZ BİR BAHÇE GİBİDİR Beyninizin bir bahçe olduğunu hayâl edin… Çiçek, meyva ya da bitki yetiştireceğiniz değil de nöronlar arasında sinaptik bağlantılar kurduğunuz bir bahçe olduğunu düşünün. Bunlar, dofamin, seratonin ve diğerleri gibi nörotransmiter olup, beyin boyunca seyahat eden bağlantılardır. “Glial hücreleri”, beyninizin bahçıvanlarıdır; belirli nöronlar arasındaki sinyali hızlandırırken, diğer glial hücreleri de atıkları ortadan kaldırır; yabani otları temizler, zararlı böcekleri öldürür, kurumuş yaprakları toplar. Beyninizin budama bahçıvanı “mikroglial hücrelerdir.” Sizin sinaptik bağlantılarınızı budarlar. Soru şu: “Hangilerinin budanacağını nasıl biliyorlar?” Araştırmacılar bu gizemi daha yeni yeni çözmeye başladılar. Bildikleri şey; daha az kullanılan sinaptik bağlantılar, C1q (diğerlerinin
TANRI İLE ÇİFTÇİ Çok becerikli bir çiftçi, halkın ihtiyacı kadar ürün alamayınca üzüntüsünden Tanrı'ya sitem etmiş: "Sen Tanrısın; Dünya'yı ve biz kullarını da sen yarattın. Bir yıl süre ile beni aksiliklerden koru. Sonunda evrende hiç yoksulluk kalmadığını göreceksin." Tanrı, çiftçiye bir yıl süre tanımış. Çiftçinin koşulları çok ağırmış. Fırtına olmayacak, yağmur yağmayacak, tohumları yiyen böcekler olmayacak, şiddetli rüzgar esmeyecek... Uyumlu, düzenli, sorundan yoksun bir yıl olacak... Yıl sonunda, başaklar öylesine uzamış ki, çiftçi çok sevinmiş. Güneş istemiş, Tanrı güneşi de emrine pervane etmiş. Yağmur istemiş, anında yağmur yağmış. Kesilmesini istediğinde ise gökyüzü kurumuş. Ürün bolluğu açısından mucizevi bir yıl yaşanmış. Ne var ki, yalnızca nicelik açısından mucizevi... Çiftçi Tanrı'ya kasılarak şunları söylemiş: "Önce bol ürün yetiştirdik ki, insanoğlu on yıl süre ile hiç çalışmasa bile, bundan böyle dünya üzerinde hiç açlık olmayacak" Ama mahsul biçildiğinde ürünlerin kof olduğu anlaşılmış... İçerisinde tek bir arpa, tek bir buğday tanesi yokmuş... Çiftçi şaşkınlıkla Tanrı'ya sormuş: "Ne oldu? Aksilik nerede? Nerede yanıldım?" "Çok Basit..." diye yanıtlamış Tanrı. "Mücadeleyi engelledin. Hiç sürtüşme yoktu. Tüm kötülüklerden, güçlüklerden arındırdın mahsulü. Bu nedenle kısır kaldı. Doğada her etkenin bir rolü vardır. Güçlük çekmeden meyve alınmaz. Fırtına, gök gürültüsü, sağanak, şimşek de gereklidir. Ürünün ruhunu, özünü dingin tutarlar." Meselenin anlamı çok derindir. Sürekli mutlu... mutlu... mutluysan, mutluluk anlamını yitirir. Beyaz bir duvarın üstüne, bembeyaz bir tebeşirle yazı yazmak yararsızdır. Ne kadar yazsan da kimse bir şey okuyamaz. Gece, gündüz kadar gereklidir. Acı, üzüntü dolu günler; mutluluk, sevinç dolu günler kadar
TÜRKLERDE YENİYIL VE ÇAM AĞACI SÜSLEME GELENEĞİ
Türk Mitolojisinde Yeni Yıl Yeni yıl kutlama geleneğinin kültürümüzdeki yerini daha iyi kavrayabilmek için İslamiyet öncesi Türk geleneklerine bakarak, zamansal olarak yeni bir takvim yılına geçmenin herhangi bir tür holywood etkisi değil de tüm kültürlerde farklı şekillerde de olsa doğal olarak var olan bir kutlama, gelenek olduğunu anlatmaya çalışacağız. Öncelikle Türklerde yeni yılın ilk günü kabul edilen Nardugan’a bakalım. Nardugan Nardugan kelimesi etimolojik olarak Moğol dilinde Nar( Güneş ) ve Türkçe deki Tugan ( Doğan ) kelimelerinin birleşiminden oluşmuş bir kelimedir. Nardugan aynı şekilde Antik Yunan’da Dionysos Şenlikleri olarak, Roma’da ise Satürnalya olarak kutlanırdı. Aynı Mısır mitolojisinde olduğu gibi Türk mitolojisinde de gece ile gündüz savaş halindeydi. Türk mitolojisinde gündüzün geceyi bu savaşta yendiği, en uzun gece olan 21 aralıktan sonra güneşin daha çok görünmeye başladığı, gündüzlerin uzadığı ilk gün olan 22 aralık, yeni yılın ilk günü Nardugan’dır. Nardugan’da, Türk mitolojisinde ölümsüzlük sembolü olarak kabul edilen Akçam ağaçları süslenir, bu ağaçların etrafında geleneksel oyunlar oynanır, şarkılar söylenir ve eğlence düzenlenirdi. Çam Bayramı Çam ağacının Türklerde ölümsüzlük sembolü olması ve inanışa göre tüm insan ırkının türediği ağaç olması sebebiyle kutsal kabul ediliyordu. Murad Adji’nin Türklerin ve Büyük Bozkırın Kadim Tarihi adlı kaynağında konuyla ilgili ”Altay’da Çam ağacının her zaman esrar dolu bir güzelliğe sahip olduğu kabul edilmiştir” der. Türk mitolojisinde Güneş ve Ay, Tanrı Ülgen’in emrindeydi. Ay yılı esasına göre 25 Aralık’ta gündüz geceyi yeniyordu ve insanlar bu tarihte geri verilen güneş için Ülgen’e teşekkür ediyorlardı. Yeni yılda dualarının kabul edilmesi için Ülgen’in çok sevdiği bir çam ağacının
Tarih
delirmek
Kemal Varol, "Delirmek istedim en çok. Delirip dünyayla tüm bağımı koparmak, örneğin bir ağacın eğri büğrü dalını, kaldırımda bir taşı veya yere dökülen suyun toprakta yavaş yavaş ilerleyişini dert edinmek istedim." diyor. Deliremedik sevgili okur.
1000Kitap