Halid ellerini geri çekti. "Güzel."
"Herhangi bir kural var mı?"
"Her şey bir oyun mu olmak zorunda?" diye sordu halife belli belirsiz bir fısıltıyla.
"Kural var mı Seyyid?"
"Tek kural, yapabileceğim bir şey olması."
"Sen Horasan Halifesi'sin. Hükümdarların Hükümdarı.Yapamayacağın bir şey mi var?"
Halid'in yüzü bunu duyunca asıldı. "Ben sadece bir insanım, Şehrazad."
Celal kederli bir şekilde gülümsedi. "Ondan çok nefret etme, delam..."
Şehrazad yüzünü, kendisini taşıyan adamın gömleğine gömdü.
"Sonuçta her hikayenin ardında başka bir öykü vardır."
Şehriban bir halifeye, bir Şehrazad'a bakıyordu.
"Ama seyyid... anlamıyorum. Siz..."
Halid bunun üzerine Şehriban ile yüz yüze gelmek için döndü. "Haklısın, Komutan. Anlamıyorsun. Hiç anlamayabilirsin hatta. Ama ben yine de seni, Mücevher Dağı ile tanıştırmak istiyorum..."
Halife dudaklarında belki belirsiz bir tebessümle Şehrazad'a bakıyordu
"Hanımımla."
"Komutan el-Huri. Bir sorun mu var?" diye sordu halife.
Şehriban elini alnına götürerek eğilip hükümdarı selamladı. "Hayır, seyyid." Duraksadı. "Ama... sabah oldu." Gözleri Şehrazad'a doğru gitti faka onunla göz göze gelmekten kaçınmıştı.
Halife onu durdurmak için bir hamle yapmayınca Şehriban askerlerine başıyla işaret verdi.
Onlar da Şehrazad'a doğru yürümeye başladılar.
Şehrazad'ın ise... yüreği ağzına gelmişti