“Yok mu bu trajedinin kıyısında, köşesinde bir ferahlık?”
“Zihnin korkunçluğuna karşın var.” demişim o gün Nilüfer’e, sonra eklemişim, “Çünkü milyarca bedenin amacı olan hatırlamanın devrimi son bulmasına rağmen unutmanın devamını getirenler var.”
Başlar yalnızlık ve gece,
Önce denizden.
Ya parktayız, ya meyhanede;
Bir parça daha harcarız gençliğimizden. Görünmez caddeler ışıktan,
Görünmez karanlıkta parklar,
Tam içilecek zamanıdır şarabın,
Kadınların en güzel saatidir.
Bir garip hâli vardır insanların.
Yosun kokusu, rüzgâr;
Gezinirken duyduğumuz.
Hava sıcak mı sıcak,
Temmuz.
Uzanır kırlara doğru
Yalnızlığı olan
Bu saatte sessizlik acıdır
Gelecektir parka yalnızlığı duyan
Yaşanmış ve yaşanıyor hikayelere yer buluyorum. Deminsiz ama düne dair. Yankı bu güne dair. Soğuk bir kalbi ısıtamazsın. Çünkü kor ateşi tabiî olmazdı. Yanmamış bir yürek sana ne tesir edebilir. Çağın hastalığı despotizm, riya, duyarsızlık gibi söylemler klişe oldu. Nedense Nasiriler Mesih bekler. Müslim topluluklar Mehdi bekler. Armageddon, Kutsal Savaş bir kaç vahşice ve binlerce macera. Vahşetin olduğunu duyarmak bir meziyet, kınamak bir maharetmiş gibi. Artık bunlar birer safsata. Çünkü zaman dar. Dar çerçevede Batı dünyası duyarsız olduğu halde bize medeniyeti vesaireyi öğretecekmiş. Ne Yazık! Duyarsızların bizi duyarlı olmaya çağırdığı bir çağdayız.