Onlara göre ailede reis olamaz, kadın ve erkek vazifeten tam mânâsıyla eşit olduğundan erkeğin riyâset hakkı olamaz. İşte görülüyor ki feminizm usûlüyle, izdivaç dahi müesses şeklini kaybediyor, izdivaçlıktan çıkıyor. Hâlâ fena bir isimle yâd olunan diğer bir hâle dönüşüyor.
Cenâb-ı Azze ve Celle Hazretlerinin "Erricâlu kavvâmûne 'alâ annisâ Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar." ezelî iradesi bu hikmeti ilan eden lâhûti bir düsturdur. Lakin feminizm mesleğine sâlik bir kadına göre böyle bir kaide zulümdür, gayr-ı tabiidir!
Bütün bu farklar, kadınların zor ve ağır hizmetlerden müstesna tutulmalarını, medeniyet ve insaniyetin onlara bahşettiği muhterem mevkiden çıkarılmamalarını icap ederken nisâiyyûn, sırf mugâlata ve safsata eseri olarak, kadınların da artık erkeklere mahsus hizmetler ile çalışma zamanının geldiğini iddia ve bunu talep ediyorlar!
Medeniyet ilerledikçe kadınla erkeğin arasında bu derece büyük farklar peyda olduğu umumca tasdik edilmiş iken kadınlara [yani kadınlığa adeta] taparcasına hareket edenlerin bundan çıkardığı netice aklı durduracak kadar garip ve mânâsızdır.