İnceleyeceğim kısım:
"Persona, yani erkeğin olması gerektiği ideal resmi, içsel olarak dişil zayıflıkla ödünlenir ve birey dışarda güçlü adam rolünü oynarken, içsel olarak bir kadın yani anima haline gelir. Çünkü personaya tepki gösteren animadır.
Fakat içsel dünya, dışa dönük bilinç için karanlık ve gö rünmez olduğundan ve bir erkeğin, zayıflığım anlayabilmesi azaldıkça persona ile özdeşleşmesi artacağından personanm karşıtı anima bütünüyle karanlıkta kalır ve yansıtılır, böylece kahramanımız karısının boyunduruğu altına girer. Eğer bu, kadının dikkate değer bir güç arüşına neden oluyorsa kadın olumsuz şekilde kendini aklayacaktır. Özel yaşamda koca sının yani kahramanın değil kendisinin alt bir durumda olduğuna dair bir kanıt imkanı vermesiyle kadın daha aşağı derecede konumlanır. Buna karşılık kadın, kendi faydasızlı- ğıyla istifini bozmadan, pek çoğuna gayet cazibeli gelecek şekilde, en azından bir kahramanla evlendiği yanılsamasını yaşatabilir. Bu küçük yanılsama oyunu genelde tüm yaşamın anlamı haline gelir."
Jung burada ne anlatmak ister? Önce onun düşünce yapısını anlamak lazım.
Jung, kadın-erkek ilişkilerinde söz dinlemek veya baskın olmak gibi yüzeysel çözümlerle ilgilenmiyor. Onun çözümü çok daha derin ve bireysel bir içsel bütünleşme süreci aslına bakarsak.
Burada anlatılan,
Personamız yani maskemiz erkek birey üzerinden örneklenir, erkek; dış dünyada "güçlü adam" rolünü oynar.
Anima (erkek bireyin içsel kadını): Bu rolün karşıtı olan zayıflık, duyarlılık gibi dişil yönleri bastırır. Bu yönler içsel olarak gelişir ama bilinç dışına itilir. Sanki bu terimler her daim negatif olmak zorundaymış gibi.
Yansıtma ise şöyle izler: Erkek birey bu bastırılmış yönleri farkında olmadan eşine yansıtır. Bu da onu eşinin duygusal veya psikolojik kontrolü altına