Gecenin siyahında kaybolurken, düşündüm. İnsanın nokta kadar olamadığı evrende, bocaladığı yollardan birinde kaybolmuşum. Sorgulamaya başlamışım. Önceden sorguladığım insanları bir kenara bırakıp ok’u kendime çevirmişim. Edindiğim her tecrübenin acı olaylar neticesinde gerçekleşmesi gerçekten benliğimden mi kaynaklı? Gerçekten kendimi üzecek kadar iyi mi yoksa birşeylerin bedelini ödeyecek kadar kötümüyüm? Kaçıncı kez yoruldum, saymadım. Ruhumda bir dinginlik ama korkunç. Günler beni arkasına iple bağlamış peşinden sürükleyip gidiyor. Kısır döngü dedikleri bu olsa gerek. Gülüyorsun, yoruluyorsun nefes almaktan. Mutlusun, sonra dertten toparlayamıyorsun, yoruluyorsun. Üstelik sonunda da ölüyorsun. Ne yaşadığın mutlu anların, tanıdığın insanların, edindiğin eşyaların bi önemi kalıyor ne de üzüldüğün, tasalandığın şeylerin değeri. Unutulup gidiyorsun. Yaşarken de, ölünce de unutuluyorsun. Koca evrende başkalarının sana değer vermesini beklerken, bir ömür boyu çalışıp geçim mücadelesi de eklenince yanına bir bakmışsın yıllarını harcıyorsun. Bence fazla önemsemek gerekir olgusunu benimsemeye başladığımı hissediyorum. Yarın ne olacakmış, acaba şöyle olur mu, böyle gider mi evhamlarını şu sıralar söylemez oldum kendime. Hayatımın yarısı bu kuşkularla geçti. Acaba şöyle olur mu dediğim şeylerin çoğu oldu. Böyle gider mi dediğim çoğu şey öyle gitmedi. İnsanların kalplerini asla sevgi ile kazanamadığımı sevginin sadece hayvanlarda işe yaradığını öğrendim. Bu nedenle ruhum dingin ama bu tükenmişliğin bir hissi…
Sadece yaşamaksa bütün espiri ve yaşanacaksa bu hayat sadece kendin için yaşamalısın. Çünkü kendin için yaşamadığında ilk sırada kendin olmadığında böyle gecenin siyahında düşüncelere dalarsın. Acı tecrübelerini anarsın.
Tecrübelerim acı oldu ama tecrübe oldu nihayetinde.