Kim kaderin Züleyha‘yı köle etmek için önce Yûsuf’u pazarlara düşürdüğünü tahmin edebilirdi ki? Yûsuf’un gelişi âhir ise evvelin yittiğinden kim söz edebilirdi? Değil mi ki evvel olan bazen âhir gelirdi.
Sylvia Plath için varoluş bir incir ağacı ve olası bütün hayatlar -evli ve mutlu olduğu,başarılı bir şair olduğu hayatlar-olgun ve tatlı birer incirdi ama Plath o olgun ve tatlı incirlerin tadına bakamıyor,meyveler göz göre göre çürüyüp gidiyordu. Yaşayamadığımız onca hayatı düşünmek insanı delirtebilir.
“Benim en sevdiğim taş,kaledir,”dedi sonra. “Ona dikkat etmen gerektiğini düşünmezsin. Dürüst bir taştır. Gözünü vezirin, atın ,filin üstünde tutarsın çünkü onlar içten pazarlıklıdır. Ama çoğu zaman kaleye yenilirsin. Dürüstlük her zaman bizim zannettiğimiz gibi bir şey değildir.”
Sonuç olarak beynin aşkla imtihanını anlamaya çalıştığımız bu yolculukta karşılaştığımız her manzara bize çok farklı bir hikaye anlatsa da görünen o ki mevzu aşk olduğunda kavuşmak da bir dert hiç kavuşmamak da.