Büyük konuşmacılar gerçekten de başına buyruk, maceracı ve risk alan, kuralları çiğneyen asilerdir. Konuya olan tutkularını ifade etmek ve izleyicileriyle bağ kurmak için hikâyeler anlatırlar. Fikirler, yirmi birinci yüzyılın geçer akçesidir ve hikâyeler o akçenin elden ele geçmesini sağlar. Hikâyeler gösterir, aydınlatır ve ilham verir.
Özgünlük hakkında: “Bu sadece kendiniz olmak ve bununla ilgili iyi hissetmektir. Ve özgün olduğunuzda, sonunda kalbinizi izlersiniz; kendinizi sevdiğiniz ve zevk aldığınız yerlerde, durumlarda ve sohbetlerde bulursunuz. Konuşmaktan hoşlandığınız kişilerle tanışırsınız. Düşlediğiniz yerlere gidersiniz. Ve sonunda kalbinizi izler ve çok tatmin olmuş hissedersiniz."
"Merak, der Loewenstein, bilgimizde bir boşluk hissettiğimizde olur ... boşluklar acı verir. Bir şeyi bilmek isteyip de bilmediğimizde kaşımayı istediğimiz bir kaşıntı gibidir. Acıyı yok etmek için boşluğu doldurma ihtiyacı duyarız. Kötü filmlerde, seyretmesi acı verse bile sabırla otururuz, çünkü nasıl biteceklerini bilmemek çok ıstırap verir."
Aristoteles iknanın 3 unsurun temsil edilmesiyle oluştuğuna inanırdı:
ethos, logos ve pathos.
Ethos güvenirliliktir.. Logos mantık ve verilerle ikna aracıdır. Pathos ise duygulara hitap etme eylemidir.
Kimlikte güç vardır. Doğru türden bir kimliği yarattığımız zaman, etrafımızdaki dünyaya gerçekte inanmadıkları şeyin anlamlı olduğuna dair şeyler söyleyebiliriz. Onları yapabileceklerini sanmadıkları şeyleri yapmaya ikna edebiliriz.