Daha önce okuduğum kitapların hiçbirinde bu kadar kendimi bulmamıştım. Düşünmeyi, sorgulamayı seven ve buna özellikle vakit ayıran bir insanım. Bu kitapta Jean Jacques'in düşüncelerinde yol alırken aynı zamanda kendi içimde de bir yolculuğa çıktım. O kadar çok benzer yanımız vardı ki insanlara bakış açısı, yalnızlığı ele alışı, öfke duygusu, sevgi... Bütün her şey üzerine, en önemlisi insanların ona etkisi üzerine düşünme tarzı benimkiyle aynıydı. Düşünce tarzı aynıydı diyorum bakın ortak düşüncelerimiz ağırlıkta olsa da ayrıldığımız noktalar da vardı. Jean'ın yaşlı olması ve yalnızlıktaki mutluluğu toplumdan dışlanmakla, zorunlulukla bulması bazı konularda ayrılmamızın sebepleriydi.
İnsanı huzursuz eden şey toplum içinde yaşamak zorunda olması ve kaçınılmaz bir şekilde diğer insanlarla karşılaştırılmasıdır. Toplum içinde yaşamaktan kesinlikle şikayetçi değilim. İnsanları seviyorum ve onların benim hakkımda düşündükleri onlara olan sevgimi ilgilendirmiyor. Buradaki sıkıntı toplum içinde yaşama zorunluluğu. Herkesin kesinlikle yalnız kalıp kendisini düşündüğü zamanları olması gerekiyor. Jean benim bu kendi isteğimle yalnız kalma ihtiyacımı, zorunlu bir şekilde toplumdan dışlanarak keşfetmiş ve biraz da mutluluğunu bu zorunluluk üzerine, ebedi yalnızlık üzerine kurmuş ancak kendisini dışlamayacak bir insan bulma umudunu asla kaybetmemiş. Ben arkadaşlarıma, aileme, herkese beni bırakmadıkları için bu lüksü bana yaşattıkları için teşekkür ediyorum.
Mutluluğumu hiç kimseye bağlamıyorum. Bu dışarıdan başkasından gelen bir huzur değil. Benim kendi içimde, yalnız başıma bulduğum, yalnız başıma tazelediğim bir şey. Kendimde bulduğum bu mutluluğun sebebi Jean gibi gerçekten kendimi çok sevmem. İnsanlara olan sevgim de bunun bir yansıması. İnsanlardan