Sonunda bir topluluk seçmiştim kendime. Yazılı işaretlerle anlaşan, birbirlerine kitaplar aracılığıyla pusulalar bırakan, küçük, ama en önemlisi birbirinden sorumsuz birer koloni üyesi olarak birbirimizi hiç tanımasak da bir tek kitabın çevresinde tanış çıkabilecektik.
Bir türlü çözemediğim okuma hazzının altında yatan gizem sonunda açığa çıkmıştı; insanlar ancak bildikleri kitapları okuyabiliyorlardı. Ne bildiklerini tam olarak bilemediklerinden, kitap okumaya mecburdular. Oku(ya)madıkları kitaplar, onların yazmaya tenezzül etmedikleri veya yazamayacakları kitaplardı.