Giriş Yap
Muvaffakiyet yolunda yalnız aşk kâfi değil, aynı zamanda meşk etmenin ilmini ve çalışmanın usulünü de bilmeli; metotlu ve sistemli bir surette çalışmalıdır. Şu hâlde verimli çalışmanın ve neticede muvaffak olmanın ikinci bir şartı da çalışmayı iyi bir metoda ve sisteme bağlamaktır. Dikkat edersek, çalışma sevgisi ekseriya metotlu çalışmadan doğar. Ve böyle çalışmayan bir türlü işini sevemez. Çünkü, metotsuz ve nizamsız çalışma verimsizdir. Verimsiz çalışma ise bezdiricidir.
Reklam
·
Reklamlar hakkında
“Çalışma bütün zamanı alıp götürür; çalışma varken ne cumhuriyet ne de dostlar için boş vakit kalır.”
Bir Suriyeli işe girmek istediğinde normal çalışma bedelinin en fazla yarısı veriliyordu. Bir Suriyeli ev tutmak istediğinde normal ev kirasının iki katı isteniyordu.
415 syf.
·
43 günde okudu
·
7/10 puan
Kendime Notlar
“Tanpınar’ı onun istediği gibi dura dura, içlerine sindire sindire okuyanlar, onu sevecekler, yalnız ona karşı değil, bütün sanata, insana ve kainata başka bir gözle bakacaklar, kendilerini ebediyete götüren esrarlı ışıklarla dolu bir yolda bulacaklardır.” Önsözüyle başladım kitaba bir ayı geçti kitap elimde ama önsözdeki gibi beni içine alamadı, bir Saatleri Ayarlama Enstitüsü olamadı. Çok başarılı, cümleler muazzam haddim değil zaten olumsuz bir şey söylemek ama romantik havadaki tasvirler beni biraz sıkıyor bazen saçı anlatırken koca bir paragraf okudum. Evet güzel bir şey gözde bu kadar canlandırması duygulara hitap etmesi ama ben daha çok hayatıma hitap edecek, beni bir yerlere taşıyacak nitelikteki cümleleri seviyorum. Kitabın son 150 sayfasında da öyle konulara değinilmiş, o sayfalar beni biraz daha fazla sardı. Mesela yıllar yıllar öncesinden anlamlı tespitler niteliğinde aşağıdaki paragraf: “Birtakım mekteplerimiz var; birçok şeyler öğretiyoruz. Fakat hep eksik olan bir memur kadrosunu doldurmak için çalışıyoruz. Bu kadro dolduğu gün ne yapacağız? Çocuklarımızı muayyen yaşlara kadar okutmayı adet edindik. Bu çok güzel bir şey! Fakat günün birinde bu mektepler sadece işsiz adam çıkaracak, bir yığın yarı münevver hayatı kaplayacak… O zaman ne olacak? Kriz… Halbuki maarifi istihsalin yardımcısı yapabiliriz ve dahili échange’ı arttırabiliriz. Bütün mesele burada. Dahili piyasayı genişletmekte. Yarı zirai, yarı sınai bir iş hayatı temin edebiliriz. O kadar hususi istihsal kaynaklarımız var ki… İşte İstanbul. Daha dün bir yüksek müstehlikler şehriydi. Bütün yakın şark buraya akardı. O kadar ki, bir şehir yanar ve köşkleri, konakları, yalılarıyla, çarşılarıyla, pazarlarıyla adeta yeni baştan, yapılırdı. Yanya’nın çiftliği, Yenice’nin tütünü, Mısır’ın pamuğu, hülasa İslam dünyasının yarısının istihsali bu şehirde harcanırdı. Şimdi nüfusunun onda sekizi küçük müstahsilden ibaret. Adım başında küçük bir tezgah, tütün işletmesi, şu bu, fabrika var… ve bütün bunlar ne ile geçiniyor biliyor musunuz? Çok defa toprağın üstündekini toplayarak. Halbuki İstanbul’da planlı bir çalışma, cemiyetimizin yüzünü yirmi senede değiştirebilir. Al Şarki Anadolu’yu. Ziraatle, hayvancılıkla muazzam imkanlar hazinesi görürsün! Tortum şelalesinden işe başla. Kademe kademe Akdeniz’e kadar elektriği indir… Marmara serveti içine gömülmüş uyuyor.” Romana hakim olan Mümtaz ve Nuran’ın aşkları. Kitap dört bölümden oluşmuş. İhsan, Nuran, Suat ve son bölüm de Mümtaz.
Huzur
8.6/10 · 12,8bin okunma
Reklam
·
Reklamlar hakkında
"Metis,
Michel Foucault
'un Bonnefoy ile yaptığı söyleşiyi basmış "
Güzel Tehlike
" adıyla. Tek solukta okuyup, bol satır altı çizdiğim bir kitap bu oldu bu da. "
Hapishanenin Doğuşu
", "
Deliliğin Tarihi
", "
Cinselliğin Tarihi
" gibi kitaplarını çok severek okuduğum bu yazar hakkında hemen hiçbir şey bilmiyormuşum meğer. Bir yazarı okuma, anlama ve yorumlamada, O'nun yaşam öyküsünden haberdar olmanın büyük etkisi olduğunu düşünürdüm hep. Bu tezim, okuduğum bu söyleşi sayesinde biraz daha güçlenmiş oldu kendi içimde. Çünkü çalıştığı konular anlam kazandı. "Neden klinik? Neden delilik? Bu filozof hangi amaç ve sebeple bu konular üzerine oturup çalışma ihtiyacı duymuş olabilir?", diye sorup dururdum kendi kendime. Meğer cevap, yine, düşünürün yaşam öyküsünde saklıymış... Ailede doktorluk geleneği varmış; baba da doktormuş, amcalar da, dedeler de... Küçük burjuva bir aileye doğmuş olan filozofun evine girip çıkanlar da, mütemadiyen, tıp çevresindenmiş." Hep başkaları hastaları olur sanırdım küçükken", demiş Faoucault, "başkalan hasta olur, biz tedavi ederiz diye düşünürdüm." Yine, içinde bulunduğu çevrede, delilik ve psikiyatri bilimi çok aşağılanır ve yok sayılırmış. Kendisi de başta, Deliliğin Tarihi'ni bu şekilde yazmayı planlamamış. Çevresinin psikiyatriye karşı olumsuz tutumu, onda başka türlü bir ilginin uyanmasına yol açmış. Kısa bir psikiyatri tarihi; tibbi ve hekimleri anlatan kısa bir metin yazmaya kalkmış. Karşısında yoksul bir tip tarihi bulunca da, iş, klinik, delilik vb. üzerine enine boyuna çalışma yapmaya varmış."
Kafka Okur Dergisi Yayınları - VII. Güzel Tehlike - Gülşah Köksal Çekici
Reklam
·
Reklamlar hakkında
2
1000
10bin öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.28.14