Sizler, futbolun Finlandiya’daki ilerleyişinden dolayı heyecanlanıp ‘Kuvvetli Bacak’ futbol takımının İsveç, Norveç ve Danimarkalılarla maçlar yapmasından ve hatta Macaristan’a giderek orada da galip gelmesinden dolayı sevinç duyuyorsunuz. Fakat ben sizin sevincinize katılmıyorum.
Sevgili ülkemiz Suomi’de Güçlü Fikir, Kaliteli İşler, Büyük Teşebbüsler, Süt Veren İnek, En İyi Yumurta, En İyi Tohumluk Ekin, Kar Gibi Beyaz Bez, Temiz Vicdan, Yeni Fikirler isimli topluluklar olsaydı çok daha mutlu olurdum. Ben Finlilerin yalnız Macarları değil, Fransızları ve İngilizleri de yenmesini ama bunu sadece futbolla değil bilim, güzel sanatlar, ticaret, sanayi, adalet, ülkenin kalkınmasıyla da yapmasını arzu ederim.
Ülkemizin ilerlemesi yolunda verdiğimiz bu savaşta yalnızca futbolcuların kuvvetli kolları ve bacaklarıyla çok ileri gidemezsiniz. Topa kafa vurabilmek için sağlam bir alın gerekir ve en sağlam alın koçta bulunur. Koç kafasının Fin gençliği için övünç kaynağı olacağını sanmam.
Sokrat’ın ve meşhur Herkül heykelinin resimlerini araştırıp bulup bunları birbiriyle karşılaştırırsanız Sokrat’ın büstünde bir bilge kafası olduğu gözünüze çarpacaktır. Geniş bir alın; burası beynin olduğu yerdir. Sokrat’ın beyni sanki kafatasının içine sığmıyormuş da dışarı fırlayacakmış gibi görünmektedir.
Herkül heykeline baktığınızda eski Yunan efsane kahramanının güçlü ve kaslı bedeni karşısında şaşırırsınız. Bu güçlü bedeni taşıyan ve âdeta bir
kütüğü andıran bacaklar, gemi halatına benzeyen
kol kasları, geniş omuzlar, geniş bir göğüs kafesi ve
manda boynuna benzeyen bir boyun ve küçük bir
kafa, dar ve ensiz bir alın. Bütün bunlar güçlü bir
bedenin dışavurumudur. Fakat bu kahraman çok
akıllı değildir. Muhteşem bir bedeni olan kuvvetli
ve kaslı bir adamdır fakat akıl, maneviyat ve
Askeri rejim, 24 Ocak kararları ile başlayan politika yönelişini, 1977-79 krizine sermayenin talepleri doğrultusunda yanıt getirecek biçimde sürdürmüştür. Bu yanıt, esas olarak, işgücü piyasasının ekonomi-dışı, yani askeri ve yasal yöntemlerle disiplin altına alınmasıdır. Sendikal faaliyetlerin askıya alınması, DİSK yöneticilerinin yargılanması, grev yasağı, ücret belirlenmesinin toplu sözleşme düzeninden Yüksek Hakem Kurulu (YHK)’na kaydırılması (ve böylece reel ücretlerin aşındırılmasının güvence altına alınması) sözü geçen askeri yöntemlere örneklerdir. 1982 Anayasasının sermaye-emek ilişkilerinde açıkça emek aleyhtarı tavır alan hükümleriyle askeri rejimin çalışma hayatına ilişkin olarak gider ayak çıkardığı bir dizi yasal düzenleme, işgücü piyasasının yasal ve kurumsal yöntemlerle disiplin altına alınması çabalarına örnek gösterilebilir. Bu politikalarla ilgili düzenlemelerde askeri yönetim TOBB (Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği) ve TİSK (Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu) lobilerinin görüşlerini sadakatle izledi.
‘’ Mesela neden senin odanda duran, sen sandalyen de ya da çalışma masan da otururken, uzanırken, ya da uyurken seni bütünüyle gören mutlu bir dolap değilim? Neden değilim? ‘’
Geleceğe gidebilmek için çalışma ve mücadeleyle harcadığım yılları düşündüm, şimdiyse saplantılı bir endişeyle ondan kaçış yolları arayışımı. Bir insanın kurabildiği en karmaşık ve en umutsuz tuzağı ben kendime hazırlamıştım. Zararıma da olsa, kendimi engelleyemedim. Yüksek sesle güldüm.
Ben niçin bu son derece belirsiz ve korkunç sorumluluk gerektiren durumun azabını çekmek zorundayım? Örneğin niçin sen koltuğunda veya çalışma masanın başında otururken veya eğilip kalkarken ya da uyurken (bütün uykuların huzurlu olsun ) seni her zaman tümüyle görebilen o mutlu dolabın yerinde olamıyorum. Niçin orada değilim? Çünkü şu son günlerde çektiğin sıkıntıyı veya Viyena'dan ayrılışını izleseydim kederden mahvolurdum.