Okan Çalık

Okan Çalık
@calkokn
Mea mihi conscientia pluris est quam omnium sermo
Kan solutur derin nefes yanığı, Bilenmemiş bıçak kesikli kekre genizden. Gözler, gönülden kopmus gözler. Acıya mısın ey ağıt, acısızlığa mı? Gök unuttu yüzünü, masum çocuğun. Vazgeçişi yıldıza sanır, Çocuğun yankılı ağrısı sabır. Cana mısın ey ağlayış, başsızlığa mı? Şakak diriliş ister serin bir yanışla, Kısmet avuca düşer sızılı bir yakışla. Asiler, zaptı talanı yücelten asiler. Cezaya mısın ey sonsuz iz, hatıraya mı?
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İnsanın kendiyle hesaplaşması, sessiz bir yangındır. Dışarıdan kimse fark etmez ama içerde bir yerlerde sürekli yanar, kül olur, yeniden doğar. Fark ettikçe kaybedersin huzuru; çünkü bilmek, bilmemekten daha ağırdır. Ne kadar çok anlarsan, o kadar az mutlu olursun. Hayat bazen sana bir kapı gösterir ama anahtarı vermez. Herkes içeri girer, sen dışarıda kalırsın. Sebebini ararsın, bulamazsın. İşte orada başlar sorgu, orada başlar kendine dönük öfke. Çünkü bazı kapılar, sadece sende eksik bir parçayı tamamlamak için kapalıdır. Kabullenmek, teslimiyet değildir; kabullenmek, şavaşmanın artık seni değil, sadece yaralarını büyüttüğünü anlamaktır. Çünkü bazı insanlar, sahip olmak için değil, anlamak için yaratılmıştır. Ve sonunda sunu ögrenirsin: Hayat, adil olmaktan çok ögreticidir. Kimi anlar kazanır, kimi kaybederek büyür. Ama herkes, bir sekilde kendini bulmak için önce bir yerlerde kaybolur…
Bayılıyorum, mütemadi bir sükunetle yaşayan, o küçük dünyalarında sevinçleri ve hüzünlerini benlikleriyle yoğurabilen, yüzlerinde her an küçük bir tebessümle dokundukları her şeyi ehlileştirebilmiş, hayatlarındaki en büyük şımarıklıkları kavuştukları birini, gökyüzünü, belki de arada bir dalıp gittikleri o uzak yerleri düşünürken yaşayan, farkındalıklar ile tüm belirsizlikleri giderebilen, her daim orada olacaklarını mutmain bir kararlılıkla hissettirebilen, tamamlanabilmiş insanlara…
Evren, seninle aynı tonda olmayanları nazikçe hayatından süzer. Bunu bazen bir sessizlikle yapar, bazen bir uzaklaşmayla, bazen de hiç anlam veremediğin kopuşlarla. Çünkü frekans uyumu fiziksel değil, enerjisel bir çekim yasasıdır. Sen büyüdükçe, bilinç yükseldikçe, sınırların netleştikçe... Artık eski titreşimine ait olmayan insanlar doğal olarak sığmaz hale gelir. Bu bir kayıp değildir; yeni seviyenin temizliğidir. Evren kimseyi cezalandırmaz, sadece senin için gerekli olmayanları, yük olanları, gelişimini engelleyenleri sessizce eler. Ve bunu öfkeyle değil çok ince bir zarafetle yapar. Sen sadece kendi frekansını koru; senden gidenler zaten o frekansa ait olmayanlardır…
Başkası seni çözdügünde hissettiğin huzur, aslında onun seni anlaması değil; senin kendi zihnini ilk kez susturabildiğin andı. Çünkü çoğu zaman karşındaki kişi seni çözmez... Sen, onun bakışında kendini yargılamadan durabildiğin için rahat hissedersin. Huzur, dışarıdan gelmiyor; sadece sen, içindeki gürültüyü bir anlığına bırakıyorsun. Ve o an, anlaşılmakta karıştırdığın sey aslında kendinle barışmanın sessizliğidir.